29 Nisan 2017 Cumartesi

KahTanrıca, Kah köle, Kah Şeytan, Kadının Tarihsel Serüveni





KahTanrıca,
Kah köle,
Kah  Şeytan, 
Kadının Tarihsel Serüveni


Kadınların dinlerde ve mitolojilerde gözle görülür bir değişime uğradığı çoğu inanç ve kültürde tabiri yerindeyse 2. sınıf vatandaş sayıldığı, erkeklerden düşük mertebede oldukları, aşağılandıkları ve eziyet gördüklerini sürekli görür ve duyarız, peki neydi kadınları “Günah keçisi” yapan şey? bir zamanlar çok kıymetliyken ne olduda kymetsiz, günaha sürükleyen, değeri olmayan bir hal aldı? Kimi yerlerde “Şeytan” kimi yerlerde “Cadı” kimi yerlerde ise eksik nitelendirildi? Tarihte çok eskiye gidersek kadın aslında çok kıymetliydi İnsanlık tarihinin en eski bilinen “Sümerler” toplumundan bile önce (yazılı kaynak bulunmasada) Hiyoragtiflerde çizilmiş şekillerde kadının Tanrıça olduğu, bolluk ve bereketi simgelediği, egemen güç olduğu açıkça görülmektedir…

Hollanda asıllı İngiliz arkeolog “James Mellaart” gün ışığına çıkartığı bir araştırma ile insanlık tarihinin “Anadolu” olduğunu ve Bir ana tanrıçalarının bulunduğunu herşeyin onun üzerine kurulduğunu ıspatladı. Evet insanlık tarihinin belege ve kaynak bırakan ilk uygarlığı “Konya-Çatalhöyük” de kurulmuştu! Günümüzden ortalama 6000 yıl önce…

Çatalhöyükte bulunan 13. kay şehirinde (6800 yıl önce olduğu belirtilen) yapılan kazılarda ismi bilinmeyen ama büyük göğüslü iri kalçalı bir tanrıça heykeli bulundu ana tanrıça idi karşısında duran bir erkek tanrıça vardı boynuzlu Boğa,Koç ve erkek Geyik boynuzları ile simgelenmişti ve bu tanrı 2. plandaydı… Yapılan kazılarda görüldüki kadınlar çok şıktı Mezar kazılarında kadın mezarlarından hiçte öyle beklendiği gibi çanak çömlek çıkmadı aynalar!, hallar ve bilezikler!, Dudak boyaları!, Kemer Tokaları,süs eşyaları ve bunabenzer aletler çıkınca herkes “Şok” olmuştu! Şaşırtıcı değilmi kadın ilk uygarlıklarda ilkel olarak tahmin ediliyordu ama hiçte öyle değildi son derece modern, şık ve alımlıydı ayrıca saygı duyulan kıymet verilen varlıklardı inançları dahi kadınlar üzerine kuruluydu….


En Önemli Tanrı, Genç bir kadın, doğum yapan bir anne ve yaşlı kadın olmak üzere üçe ayrılırdı.

Kadın, yanında Şahin,akbaba,yada atma olan bir kuşla benimsenirdi.

Heykeller Genelde Üçlü gurupta duran Tanrıçaların yanlarında kutsal hayvanı olan Aslanla betimlenmişti. (Aslan yaradılış ve doğaya hakimiyetin simgesidir)

Tanrı Boğa veya Koç Başı biçiminde görünür.

Günün birinde Hakklarında pek fazla bilgi bulunmayan ama çizimlerinden uygar oldukları (En azından böyle bir hayat sürdükleri) anlaşılan bu toplumlar tarih sahnesinden silindiler Araştırmacılar hala ne olduklarını nereye kaybolduklarını araştırmakta… Ama zaman akmaya devam etti ve M.ö 4000 yıllara gelindi.
Mezepotamyada ilk kenteler ve uygarlıklar kurulmaya başlanıldı bu uygarlıkların yazılı kaynak ve belge bırakan ilk uygarlığı sümerlerdi.

Sümerlerde Kadın:



Sümerlerde Ana Tanrıça “İnanna” ismini almıştı. Philadelpia Üniversitesinin Güney Mezapotomya “Ninpur” şehrinde yaptığı kazılarda ele geçirilen 5000 çivi yazısı Tablet (3/1 İstanbul Arkoloji Müzisnde) İnanna Tapımını Ispatları ile ortaya çıkardı. İnanna Bir fahişeydi ama hemen yanlış düşünülmesin o zamanlardaki toplumlarda fahişelik kötü birşey değil tam aksine iyi birşeydi buna saygı duyulur ve ibadet ederlerdi tapınak fahişeleri ibadet için fahişelik yaparlardı ve hatta erkek fahişelerde bulunmaktaydı. Fahişelik bereketin,bolluğun,doğurganlığın sembolüydü ve kıymetliydi. İnanna toplumun süs ve neşesiydi Aynı Çatalhöyükteki gibi yazı henüz bulunmadığı için sadece çizimlerini yaptıkları ismi bilinmeyen ana tanrıça gibi zamanın en seçkin zengin ve asil sayılan aillerin kızları bile fahişelik için yarışırlardı bunu yaparak Tanrıçaların enerjilerini dünyaya getirdiklerini düşünürler ve bunu kutsal sayarlardı bu durumda zaten bir Tanrıçaya taptıklarını göstermektedir…

Zaman ilerledi ve Sümerler Tarihten silindiYerini “Akadlar” aldı (MÖ 4000 – MÖ 2100)

Akadlarda kadın:



Akadlar (MÖ 4000 – MÖ 2100), MÖ 4 binde Arap Yarımada’sından Mezopotamya’ya ilk gelen ve yerleşen Sami asıllı bir kavimdir. Akad kralı Sargon Sümerleri yenmiş ve bu devleti kurmuştur. Dinsel açıdan Güneş tanrısı “Şamaş”, Ay tanrısı “Sin” ve Venüs tanrıçası “İştar” en çok tapılan tanrılardı. Sargon’dan sonra güçlü bir otorite kuran torunu Naram-Sin, kendisini “Akad’ın tanrısı ve dünyanın dört bölgesinin kralı” ilan ederek, ilk tanrılaştırılan kral olmuştur. Sınırlarını Zagros Dağlarına kadar genişleterek burada yaşayan savaşçı Lulubi kabilelerini dağıtmıştır. İştar Baş tanrıçalarıdır. En çok Tapılan tanrıça bereketin simgesi bolluğun simgesi aşkın ve sexsin simgesidir. Ayinlerinde bu litarürler sürekli görülmektedir.
Sargon’un ölümünden sonra devlet zayıfladı ve Sümerliler tarafından ortadan kaldırıldı (MÖ 2100) daha sonra Sümerler bir Sel felaketiyle Tekrar tarihten artık anılmayacak şekilde silinmesi ile “Babil Dönemi başladı ve “İştar” Hala egemenliğini sürdürmekteydi. Babile geçmeden Önce “Mısırada bakmakta Fayda olduğunu düşünüyorum” Çünkü İslamiyete kadar Msır yarım adasındada Tanrıça tapınması hakimdi!

Mısırda Kadın:

* Firavunlar Dönemi’nde kadının Tanrı soyundan geldiğine inanılırdı. Saltanat kadından çocuğuna geçtiği için, hanedan dışından Firavun olabilmek için, hanedandan bir kız ile evlenme geleneği vardı; bu yüzden veliahtlar, genelde kız kardeşler ile protokol evliliği yaparlardı.

* Eşleri ölen kraliçeler, dilerlerse hanedandan, asillerden veya halktan biri ile evlenip onu firavun yapabilirlerdi. Duvar resimlerinde zenci firavunlara rastlanmaktadır.


* Kraliçe Hatşepsut (Velikovsky’ye göre Sabâ Melikesi Belkıs’tır), eşi II.Tutmoses’in ölümünden sonra takma sakal ve erkek kıyafeti ile 22 yıl ülkeyi idare etmiştir. (MÖ:1479-1457)

* Firavunun saltanatı birlikte yürüttüğü eşi dışında 3-4 eşi daha olurdu ve bunlar farklı saraylarda otururlardı. Bu sarayların kendi akarları mevcuttu. Bunlar genelde ticareti de yapılan dokumacılık üzerineydi.

* Sarayda doğum önemliydi, çocuğun kimden olduğu önemli değildi.

* Her tür cinsel ilişkinin doğal karşılandığı Eski Mısır’da toplum ve saray, eşcinsel evlilik ile ana-oğul evliliğini hoş karşılamazdı.
Babil (Fenikeler-Kenan diyarı) de Kadın:



İştar Öylesine sevilmiş öylesine benimsenmiştirki Babilliler iştarı Baş Tanrıça ilan etmişlerdir (M.ö 2000-300) Yine aynı şekilde Bereket, bolluk ve sexi simgelemekte ismi ile tanrıların Kraliçesi diye adlandırılmaya başlanmıştır. iştarın Sembolü bir “Vulva” yani dişilik sembolü idi öyle ki “Lapuz lazuli” Taşından yapılşmış vulva muskalarının çokluğu arkeologları bile şaşırtmıştır. Kadın Tanrınça ile kanal oluşturmakta ve onlarla birlikte olan erkeklerin Tanrıça il karşılaşabileceğine inanılmaktaydı. Cinsellik, fiziksel ve fiziksel üstü olarak yaşamı dünyada var eden bir eylem olarak görülüp kutsal kabul edilmekteydi. Sadece Rahibiler Dişi Tanrı yani Tanrıça olan Ay tanrısının tipine bürünebilmekteydi bunun içinde siyah bir elbise giyerler ve başlarını kapatırlardı (Ay gece göründüğü için etrafı siyahtır bu yüzden siyah elbise giyerler ve Dolunay yani ayın tam yuvarlak şekli Tanrıçanın yüzü olarak kabul edilirdiki bunun içinde başlarını örter sadece yüzlerini gösterirlerdi Örtünmenin kökeni buradan gelmektedir Bunun için ayrı bir makale daha yazıcam) Bu ayinlerde kutsal evlilik yapar ve “Bakireliklerini” Kurban ederlerdi. 


Fahişe Rahibeler Tanrıça İştarın bir tenezzürü olduğu için onlarda fazladan özellikler bulunduğunada inanırlardı Falcılıl, büyücülük, şifacılık gibi hatta zevk suyunun kutsal olduğu düşünülür para ile satılırdı. (Meraklısı varsa belirteyim tabletlerde Rahibelerin zevk sularının en çok göz için şifa olduğu yazmakta)Cinsellik Tanrıçaya tapınılmasından dolayı kutsaldı, kadın bedeni kutsal sayılırdı ve halk arasındada cinsellik farzdı. Cinsel ilişkiye başlamadan önce şöyle söylenirdi: Senin şahsında Tanrıça Militta’yı çağırıyorum (Militta Afroditin asurcasıdır. Afrodit iştarın Yunanlılardaki ismi)
Tarih babillerde ilerlerken Hamurabi dönemine gelinir işte bu dönem herşeyin 180 derece döneceği toplu bir değişime neden olacağı herşeyin birbirinden zıtlaşacağı ve kadının “Kutsal saltanadına” son verileceği dönemdir.
İbraniler Tek tanrılı dinlere geçişi başlatır.

Tanrı Marduk:



Marduk (Akadça’daki Sümerce yazılışı AMAR.UTU (güneşsel dana), tevrat’ta Merodach), antik Mezopotamya’daki geç dönem tanrılarından birinin adı. Babil şehrinin baş tanrısıydı; Hammurabi zamanında Babil, Fırat vadisinin politik merkezi olduğunda, Babil panteonunun başı olarak Marduk’a tapınılmaya başlanmıştır. Babil yaratılış destanı olan Enûma Eliş’te tanrıların en büyüğü ilan edilmiştir.
Lakabı “Büyük Efendi, dünyanın ve cennetin efendisi” idi. Gücünün, her zaman fakir insanlara yardım etme ve kötüleri cezalandırmada kullandığı bilgeliğinde saklı olduğuna inanılırdı.
Mardok olarak da okunabilir. Bereket tanrısıdır ve sembolu mer-doğ (bağ belidir) ileriki tarihlerde bu mazda olarak değişecektir. Bu tanrıya inananlardan biride mardailar yani Mardinlilerdir (Merd-inliler).
Mezopotamya dininde Babil’in büyük koruyucu tanrısıdır. Bu özelliğiyle sonunda Bel’le özdeşleştirilmiştir. Eskiçağ çok tanrılıcığında Marduk özel bir yeri olan en büyük tanrılardan biridir. İlkin tarım tanrısıydı, sonra MÖ 20. yüzyılda kral Hamurabi tarafından en yüce tanrı derecesine yükseltildi, daha sonra MÖ 16. yüzyılda kral Buhtunnasr (Nabuhodonosor) tarafından tektanrı sayıldı. Bu açıdan bakınca Marduk tektanrıların ilkidir.

Krallıkların ve uyruklarının yazgısı onun elindedir. Yeryüzünü de Kingu’nun kanıyla yoğurup elde ettiği balçıktan ilk insanı meydana getirmiş. Babil Kralı Hamurabi ünlü yasalarını kendisine dikke ettirenin Marduk olduğunu söyler. Marduk burada adelet tanrısı Şamaş kişiliğindedir. İncelemeci Samuel Reinach, Hamurabi yazılarıyla Yahudi yasaları arasındaki benzerliğe işaret ederek, Marduk’u Yehova’yla aynılaştırır.



Babil’deki en önemli Marduk tapınakları, Esagila ve tepesinde bir Marduk tapınağı bulunan Etemenanki adlı ziggurattı. Esagila’da her yeni yıl şenliğinde Enuma Eliş şiiri okunurdu. Marduk’un karısı olarak en sık anılan tanrıça Zarpanit ya da Zarbanit’ti (Zarpan Kentinin Kadını). Marduk’un yıldızı Jüpiter, kutsal hayvanları ise at, köpek ve özellikle çatal dilli canavardı.

Marduk en eski anıtlarda, elinde üçgen bir kürek çapayla betimlenir; bunun bereketi ve birlikteliği simgelediği düşünülür. Yürürken ya da savaş arabasına binmiş durumda da betimlenir. Giysisi yıldızlarla süslüdür. Elinde bir asa vardır; ayrıca yay, mızrak, ağ ya da yıldırım taşır. Asur ve Pers kralları da yazıtlarda Marduk ve Zarpanit’i saygıyla anmışlar, ikisinin birçok tapınağını yeniden yaptırmışlardır.

Yani “Tanrıça” dönemi bitmiş “Tanrı” dönemi başlamıştır. Yani Kadınların “Kutsal saltanatı” sallanmaya başlamıştır. Örneğin: Önceleri mirastan erkekle aynı payı alan ve boşandığında çeyizlerini geri alabilen kadınların hamurabi döneminde bu hakları ellerinden alınmıştır. “282 Hamurabi kanunu tanrı Marduk tarafından yazdırıldığına inanılmaktadır. İncelemeci “Samuel Reinach” ; “Eğer Musevi yasaları Musaya gerçekten Tanrı tarafından yazdırıldıysa Tanrı hamurabinin yasalarını aşırmış demektir” diyor Orpheus isimli kitabında” Çoğu araştırmacıda zaten hamurabinin Tanrısı (Marduk) ile Musanın tanrısının aynı olduğu kanısındadır. (İnanç sözlüğü Orhan Hanceri oğlu/Asur Babil Dini) Kil tabletlerde görülürki Hamurabi döneminde en çok ceza Cadılık ve Kadın İhaneti üzerinedir. Bu cezalar Yüzyıllara kadar uzamıştır taki orta çağ avrupasına kadar! Tabi Bu geçiş Öyle hemen şip-şak diye olmaz baya bir uğraş ve savaşlar sonucu kadın saltanatı bitirilir ben makaleyi fazla uzatmamak adına ayrıntısına girmiyorum isteyenler musa ve firavun savaşından başlayarak ayrıntısını araştırabilir…
Sadece Şunu Örnek vereyim; Musanın tanrısı ile görüşmeye gittiğinde (10 emiri aldığı zaman) geri geldiğinde tekrar Boğaya (Yani Tanrıçaya) Tapındıklarını görüp sinirden çıldırıp 10 emri kırması buna bir örnektir.
Ve Artık Kadın için 2. sınıf, işe yaramaz, köle, aşağılanma, hor görülme dönemi başlamıştır!

Eski Yunan’da ve Roma’da Kadın:


Eski Yunan’da kadın çok aşağı bir seviyede görülür, vatandaşlık haklarından yararlanamazlardı. Bir Yunan Sözü şöyle der: “Yangın ve yılan sokmasının bir çaresi vardır; ama kadının kötülüğünün çaresi yoktur.” Eflatun da şöyle demiştir: “Kadın elden ele, orta malı olarak gezmelidir.” Aristo ise şöyle demiştir: “Kadın, yaratılışta yarım kalmış bir erkektir.”
Yunan Mitolojisinde, ilk kadının adı Pandora’dır. Toprak ve sudan yaratılmıştır. İnsanın başına gelen tüm belâ ve felaketlerin sebebidir. Kötülüklerin kapatıldığı kutunun kapağını açmış, musibet ve felâketler dünyaya yayılmıştır. Yunan toplumunda daha sonraları kadın ve erkeğin davranışları değişmiş; fahişelik ve eşcinsellik yaygınlaşmış; karmaşık bir hayat yaşanmaya başlanmıştır.
Toplumun kadına bakışı şöyledir:

* Kadın, ya babasının veya kocasının, o da yoksa akrabadan bir erkeğin vesayeti veya velayeti altında yaşar,

* Evlilik, sırf nesli idame içindir; kadının görevi ev düzenini yani ev işlerini yürütmekten ibarettir.

* Hiçbir işte kadının fikri sorulmaz,
* Erkek istediği zaman karısını boşayabildiği halde, kadının bunu talep etmesi son derece güçtür,
* Hayattayken erkeğin karısını bir başkasına devretmesi; veya ölümünden sonra kimin vasiliğine vereceğini belirtmesi olasıdır,
* Dul kadın, ikinci bir kocaya varırsa, tüm malları elinden alınır.
* Konstantin zamanında, zina eden kadın, ölüm cezasına çarptırılırdı. Justinian, bu cezayı manastıra kapatılma cezasına çevirdi. Zina edilen kadın, evlilikten men edilirdi.
* Karı-koca ayrı inançlara sahip iseler, evlilikleri gayrımeşru sayılır ve zina cezasına çarptırılırlardı.
* Roma’da kız çocuklar aç-susuz ve çıplak olarak Tanrı heykelleri önüne bırakılırdı.
Eski İran’da kadın:


* Mecuzî Dervişler döneminde, kız kardeş ve anne gibi kan yakınlığının bir değeri yoktu. Onlar kız kardeşleri ile evlenirlerdi.
* İranlılar da kadınlara Avrupalılardan farklı bakmıyorlardı. Kadın alınıp satılabiliyordu.

* Âdet halindeki kadın evden çıkarılır, kent dışında kurulan bir çadıra kapatılırdı. Onlara yemek götüren hizmetçiler dahi, ona ve onun dokunduğu eşyaya pis muamelesi yaparak, ellerini, burunlarını ve kulaklarını bez parçaları ile sararlardı.

* Milâdî V.yüzyılın 2.yarısında hüküm sürmüş olan Yezdücürd, kendi kızıyla evlenmiş, sonra da onu öldürtmüştür.

Eski Hind’de Kadın:


* Kadın bir köledir. Kocasının ölümünden sonra onun da hayat hakkı yoktur. Kocasının öldüğü gün, onunla birlikte o da yakılırdı.
* Diğer ülkelerde olduğu gibi, sonraları onlara da bazı haklar verilmiştir.

Eski Çin’de kadın:
* Kadını insan saymazlardı. Erkek çocuklar üstün sayılır, kız çocuklar ise uğursuzluk sebebi görülürlerdi.
* Çinliler torunlarına isim koymazlar, “BİR, İKİ, ÜÇ” diye seslenirlerdi.

Hitit Öncesinde Kadın:


*MÖ.2000-1800 arasında Anadolu’da muhtelif beyliklerin bulunduğu dönemde, iki başlı aile uygulaması görülür. Yani bir erkek, eşinden başka bir kadınla da yaşayabilir; üstelik uygun fiyatlarda kaçamak yapma hakkına da sahiptir.

*Ortak hayat boyunca, kadından sıkı bir sadakat beklenir, eşini aldatan kadın şiddetle cezalandırılırdı.

*Evlilik bağı, iki tarafça da kolaylıkla çözülebilirdi; ancak çocuklar anaya ait olurlardı.

*Hitit öncesi Anadolu’da iki başlı aile sistemi uygulanmakla birlikte, kadının alınıp satılması mümkündü.
*Evlilik müessesesinin ilk aşamasında, kadın, az bulunan ve aranan bir konumdaydı.
*Evlilik başlangıcında, taraflar birbirlerine armağanlar verirlerdi. Ancak kız ailesi için bu zorunlu değildi.
*Bekaretin mutlaklığı konusunda bağlayıcı bir kayıt yoktu.
*Tababet, daha çok (koca-karı denilen) yaşlı kadınların elindeydi. Bu kadınlar bir tür büyü ve sihir ile uğraşırlardı.
Hititlerde Kadın:



*MÖ.1000’li yıllarda, Hitit Devletinde, iki başlı aile yapısından, tek eşli aileye geçiş görülmektedir.

*Ancak erkek evlilik bağını çözerek karısını boşayabilir.

*Sadakatsizlik hakkı erkeğe bırakılmıştır; yeter ki, düşüp kalktığı kadınları evine getirmesin!

*Kadın, ömrü boyunca çalıştırılır. Kocası tarafından cezalandırılabilir, öldürülebilir; ancak erkek bu yaptığından dolayı cezalandırılmaz.
*Görüleceği üzere, Hititler devlet ve İmparatorluk olunca, şartlar kadınların aleyhine dönmüştür. Erkek hak sahibidir ve çocuklar üzerinde mutlak hakimiyete sahiptir.
*Kadın sözde özgürdür; fakat uygulamada kesinkes köle haline getirilmiştir. Hiçbir alanda öne çıkamamışlardır.
*Üstelik mülk gibi aile içinde bile devredilebilmişlerdir. Sözgelimi dul kadın, önce kocasının erkek kardeşi ile evlendirilir; o da ölürse, kayınpederi ile, o da ölürse, kocasının akrabalarından bir başkası ile evlenecektir. Buna benzer uygulamalar, halen ülkemizin bazı yörelerinde töre olarak uygulanmaktadır.

Evet Kadının saltanatının Nasıl sona erdiğini gördük peki saltanatın sona ermesinden sonra bereketin bolluğun ve aşkın simgesi olan, çok sevilen, baş tanrıça ilan edilen tanrıçaların yer yüzündeki timsali olan kadınlar nasıl olduda “şeytan” oldu? Tekrar tarihte bir gezintiye çıkıp “Lilith” isimli Kimilerine göre “Şeytan” Kimilerine Göre “Cadı” kimilerine göre “Ademin ilk eşi” evet yanlış okumadınız Ademin Havvadan Önceki eşi! Olan “Lilitih” tanıyalım.
Ve Kadının Şeytanlaşması Serüveni:

Lilith;



Tek Tanrılı dine geçiş yapan ve bu uğurdada açmadık savaç bırakmayan “Musevilerin” (ve daha sonra Hıristiyanların) inançlarında Âdem’in ilk eşidir. Tevrat’ın ilk bölümü olan Yaradılış bölümünün 1. Bab’ında Âdem ile beraber bir dişi yaradıldığından, 2. Bölümde ise Âdem’in kaburga kemiğinden bir dişi yaratıldığı yazılıdır. Tevrat’ta açıkça yer almamasına rağmen; birçok Musevi dini kaynağı 2. Bölümde sözü geçen Havva’nın Âdem’in başka bir karısı olduğu, birinci bölümdekinin ise ilk karısı olan Lilith olduğuna inanırlar.
İbranilerin eski inanışına (Mitolojosine) göre Lilith, Kızıl saçlı, beyaz tenli, büyüleyici bir güzelliğe sahip; gizemli, tahrik edici ve baştan çıkarıcı Bir tanrıça mı? Bir şeytan mı? Yoksa onu takip edemeyen kaba toprak parçası Adem’in, kendisine müdahale etmesinden hoşlanmayan bir kadın mı sadece? Âdem ile aynı zamanda ve aynı anda yaratıldığından Âdemin kendisine eşit olduğu görüşündedir. Âdem’le birlikte olmayı şiddetle reddeder. Adem ısrar ettiğinde ise büyü ile kaçar ve onu terk eder. Melekler geri getirmek için Lilith’ i bulur ama kendisi Kızıldeniz ile birlikte olduğundan 100 den fazla cin çocuğu olduğunu, bu nedenle artık Adem’e sadık olamayacağını bildirir. Melekler, geri dönmesi için her gün bir cin çocuğu öldürmeye başlar. Lilith’i de bunun karşılığına Adem’in soyundan her çocuktan, erkelerde sünnet oldukları 8. güne, kızlarda 20. güne kadar kendi adının yazılı muskayı taşımayan çocukları öldüreceğine yemin eder. Bugün dünyada var olduğuna inanılan cinler Adem ile Lilith’ in ve Tuval Kabil eşi Naama’ ın birlikteliğinden meydana gelmiştir. Adem ile Havva’nın sınırlı hayat ile lanetlenmeden önce, cenneti terk ettiğinden ölümsüzdür. Lilith’ den sonra Tanrı, ismi bilinmeyen bir başka eş daha yaratır ve Adem’de bu yaratılışı seyreder. Gördüklerinden çok etkilenir, yeni eşi kabul etmez. Üçüncü olarak, Daha sonra Âdem’i uyutur ve kaburga kemiğinden Havva’yı yaratır Havva sonuçta erkeğinin bir parçasından yaratıldığından ona tabi olur.


Lilith, Hz. Eyüp’e eziyet etmek için çocuklarını öldüren iblis yada Türk mitolojisindeki lohusadaki çocukları boğarak öldüren Albastı iblisi ile aynı kişidir. İnanna ile aynı kişi olduğuna da inanılır.
Günümüzde bazı Museviler arasında bir adet olarak, Lohusa kadın akşamları evde yalnız bırakılmaz, ve akşamları çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz, çünkü bunları gören Lilith’in o evde çocuk olduğunu anlamasından endişe edilir.
Bilinen en eski Lilith efsanesi Ben Sira Alfabesi’yle yazılmıştır ve Adem’in ilk eşinin hikayesini anlatır. Bu el yazması metnin ana kahramanı Ben Sira ama yazarının kim olduğu bilinmiyor. Metinden ilgili bölüm: Tanrı topraktan Adem ve Lilith’i yaratır. Ve fakat kısa bir süre sonra tartışmalar başlar. Lilith bir gece Adem’e şöyle der: ”Ben altta yatmak istemiyorum!” Ama Adem: ”Ben altta değil, üstte yatmak istiyorum, çünkü sen altta yatacak kişi olarak belirlendin.”… Lilith bunu çok aşağılayıcı bulur ve ona: ”İkimiz de aynı haklara sahibiz, çünkü ikimizde topraktan yaratıldık.” der. Ve her ikisi de artık birbirlerini anlamayı reddeder… Lilith bunu anladığında Tanrı’nın o özel ismini telaffuz eder ve göğe yükselir… Adem Tanrı’ya seslenerek; ”Dünya’nın Tanrısı, bana verdiğin kadın beni terk etti.” der. Bunun üzerine herşeye kadir olan Tanrı, Lilith’in peşinden üç melek gönderir ve geri gelmesini buyurur. Ve Adem’e; ”Geri dönmek istediği taktirde tamam; ama şayet istemezse, her gün yüz oğlunun ölümüne şahit olacak.” – Burada Tanrı’nın Adem’i desteklediğini anlıyoruz – Melekler Lilith’i takip eder ve Kızıldeniz’de onu yakalarlar. Ve Tanrı’nın sözlerini iletirler. Ama o tüm tehditlere rağmen Adem’e geri dönmek istemez…


Kaynaklara bakıldığında 8./10. yy arasında Lilith ile ilgili bir çok esere rastalansa da, asıl hikayenin ne zamandan beri anlatıla geldiğini anlamak mümkün olamıyor. Fakat bu efsaneyle ilgili yeterince araştırma yapılmadığıda çok açık. Ve hatta kasten yapılmadığı aşikar. Peki neden dersiniz? Kadının yaratılışı ile ilgili mit’lerde, Havva’nın ilk kadın olarak kabul edilmesi, acaba doğurganlığı olmayan erkeğin, kendisine tanrısal bir güç edinme arzusundan mı kaynaklanıyor? Yüzlerce yıldır bilinen mit’lere karşı, Lilith neden araştırılmıyor? “Lilith” ve daha sonra “Havva”nın Elmayı yiyerek Cenetten kovulmalarına neden olmasını anlatan “Tek Tanrılı dinler” Kadının “Şeytan” olarak bilinmesine neden olurlar…

Cinsiyet Eşitsizliği tarihi, Ne zaman ortaya çıktı.?








Cinsiyet Eşitsizliği tarihi, Ne zaman ortaya çıktı.?
Cinsiyet Eşitsizliği Tarım ile Beraber Ortaya Çıktı
Tarih öncesi atalarımız, genelde elinde mızrak olan akılsız canavarlar olarak tasvir edilirler. Fakat erken insanlar, cinsiyet eşitliği gibi bazı konularda tahmin edemeyeceğimiz kadar ilerici olabilir.
Bunun bir sonucu olarak, avcı toplayıcı erkekler eşinin aile üyeleriyle ile daha fazla vakit geçirmek zorunda kalmış olabilir.

Yapılan yeni bir araştırmaya göre, cinsiyetler arası eşitsizlik, nispeten modern bir icat olabilir. Hatta cinsiyetlerin eşitliği, evrim tarihimizin büyük bir bölümünde norm olarak kabul edilmiş olabilir.
Günümüz avcı toplayıcı gruplarında yapılan bir araştırma, kadınların da en az erkekler kadar, nerde ve kiminle yaşayacakları konusunda söz sahibi olduklarını gösteriyor.
Araştırmayı yürüten Antropolog Mark Dyble, “Hala geniş bir kitle, avcı toplayıcıların genelde erkek egemen olduğunu düşünüyor. Eşitsizlik muhtemelen tarımla birlikte, İnsanlar kaynakları biriktirmeye başladığında ortaya çıktı.” diyor.




Bu sonuçlara ulaşmadan önce, araştırmacılar iki yıl boyunca Kongo ve Filipinlerdeki avcı toplayıcılarla birlikte yaşadı. Ailelerden veriler topladılar ve yüzlerce röportaj yaptılar.
Araştırmacılar, bu avcı toplayıcıların, küçük gruplar halinde yaşamalarına rağmen, bu gruplarda birbirleriyle akraba olmayan çok fazla insan olduğunu söylüyor. Ayrıca, sadece erkeklerin söz sahibi olduğu durumlarda, çevrelerini yakın akrabaları ile doldurmaya eğilimli olduklarını belirtiyorlar. Fakat karar verme sürecine kadınlar da dahil olduğu zaman, erkekler eşinin aile üyeleriyle daha fazla zaman geçirmek zorunda kaldı.
Bu da birlikte yaşayan grup içerisinde daha az aile üyesinin bulunmasına ve daha fazla çeşitliliğe yol açtı. Dyble, “Grupta sadece erkekler söz sahibi olduğu zaman, grupların temeli erkeklerin yakın akrabalarından oluşuyor. Erkekler ve kadınlar söz sahibi olduğu zaman, dört beş kardeşin birlikte yaşadığını görmüyoruz.”
Araştırmacılar artık avcı toplayıcı atalarımızın aynı şekilde yönetildiğini ve tarıma geçiş ile beraber kaynak biriktirmenin eşitsizliği ortaya çıkardığına inanıyor.

“Daha önceki araştırmacılar avcı toplayıcı gruplarda akraba sayısının az olduğundan söz ediyordu, bizim yaptığımız araştırma ise bunun neden böyle olduğuna bir açıklama getiriyor. Bunun nedeni bireylerin akrabaları ile yaşamak istememesi yüzünden değil. Tüm bireylerin mümkün olduğunca çok akraba ile yaşamak istemesinin aksine, hiçbirinin yaşamı akrabalarıyla geçmiyor.”
Araştırmacılar cinsiyet eşitliğinin onlara hayatta kalma avantajı sağlayıp sağlamadığı ve evrimimizde önemli bir rol oynayıp oynamadığı üzerinde duruyor. Kaynak:http://arkeofili.com/author/erman-ertugrul/




Ortaokul Öğrencisi Kıza, Üvey Babası, Üvey Kardeşi ve Kuzeni Tecavüz Etti





Ortaokul Öğrencisi Kıza, Üvey Babası, Üvey Kardeşi ve Kuzeni Tecavüz Etti
Eskişehir’de ortaokul öğrencisi S.Y. isimli kız çocuğu, üvey babası, üvey kardeşi ve öz dayısının oğlu tarafından tecavüze uğradı.
Eskişehir’de ortaokul öğrencisi 14 yaşındaki S.Y. isimli kız çocuğunun rehberlik öğretmenine, üvey babası, üvey kardeşi ve öz dayısının oğlu tarafından tecavüze uğradığını söylemesi üzerine durum polise bildirildi.
Başlatılan soruşturma kapsamında Bursa’nın İznik ilçesinde gözaltına alınan üvey baba Mesut G. tutuklanırken, üvey kardeşi Emre G. ise adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Kütahya’da yakalanan kuzeni Metehan Y.’nin ise sorgulamasının devam ettiği ve daha sonra adliyeye çıkarılacağı belirtildi.
ÖĞRETMENİNE YAŞADIĞI KORKUNÇ GERÇEĞİ ANLATTI

Eskişehir’de oturan ortaokul öğrencisiS.Y., önceki gün rehberlik öğretmenine yaşadığı korkunç gerçeği anlattı. S.Y. annesi Aynur Y.’nin, ilk evliliğini Bursa’nın İznik ilçesinde yaşayan 42 yaşındaki Mesut G. ile yaptığını daha sonra boşanıp babasıyla evlendiğini söyledi.
Babasının psikolojik sorunları olduğunu ifade eden S.Y. annesinin yaz tatillerinde ve bayram tatillerinde kendisini boşandığı ilk eşinin evine gönderdiğini belirtip “Annem beni 6 yaşından itibaren İznik’te oturan ilk eşi Mesut G.’nin evine gönderiyordu.
Mesut G., 6 yaşından bu yana her İznik’e gittiğimde beni öpüp tacizde bulunuyordu. Bunu aileme söyleyemedim. Daha sonra oğlu Emre G.’de bana tacizde bulundu.

”SENİ BABANA SÖYLEYECEĞİZ”

Emre bir yıl önce tecavüz etti. Bunu öğrenen babasıda benimle cinsel ilişkiye girdi. Karşı çıkınca ‘seni babana söyleyeceğiz’ diyerek tehditler yağdırdılar. Korkup iğrenç ilişkiyi kabul ediyordum. Ayrıca, Eskişehir’de yaşayan öz dayımın oğlu Metehan Y.’de bana tecavüz etti.” dedi.

SORUŞTURMA BAŞLATILDI

Okul idaresi bu ididalar üzerine Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Çocuk Şubesi’nde psikiyatri eşliğinde S.Y.’nin alınan ifadesi doğrultusunda soruşturma başlatan polis, üvey baba Mesut G. ve oğlu 22 yaşındaki Emre G.’yi Bursa’nın İznik ilçesinde, kuzeni 20 yaşındaki Metehan Y.’yi ise Kütahya’da gözaltına alındı.

KIZ ÖĞRENCİ YURDA YERLEŞTİRİLDİ

Eskişehir’e getirilen şüphelilerden sorgulamaları tamamlanan üvey baba ile oğlu adliyeye sevk edildi. Mesut G. tutuklanırken, Emre G. ise adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı. Sorgulaması devam eden Metehan Y.’nin ise daha sonra adliyeye gönderileceği belirtildi. Yaşanan bu olay sonrası savcılığın talimatı ile S.Y., Eskişehir’de Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ne bağlı yurda yerleştirildi.

kaynak: http://www.haberler.com/

Dizilerin senaryosu Saray’dan mı?





Dizilerin senaryosu Saray’dan mı?
“Yapımcılar bu metinleri senaryoya uyarlattıkları gibi senaristlere “Erdoğan’ın bütün konuşmalarını önünüze koyun, söylediklerini senaryoda bir yerlere yerleştirin” bile diyorlarmış.”
Korkusuz yazarı Can Ataklı bugünkü yazısında televizyonda yayımlanan “tarihi dizi”lerin senaryolarının “Saraydan geldiğini” yazdı.
Ataklı köşesinde şu ifadeleri kullandı:
“Yandaş kanallarda “tarihi dizi” furyası var biliyorsunuz. Diriliş ve Abdülhamit başı çekiyor.
TV eleştirileri yazan bir gazeteci dostumdan öğrendiğime göre bu dizilerin senaryoları saraydan geliyormuş.
Tamamı değil tabii. Bazı metinler gönderiliyormuş dizilerin yapımcılarına. “Bunları senaryoda yedirin” deniyormuş. Gönderilen metinler de Tayyip Erdoğan’ın özellikle Osmanlılar, siyaset, devlet yönetimi hakkındaki görüşleri ile dış güçlere karşı sözleri oluyormuş.
Yapımcılar bu metinleri senaryoya uyarlattıkları gibi senaristlere “Erdoğan’ın bütün konuşmalarını önünüze koyun, söylediklerini senaryoda bir yerlere yerleştirin” bile diyorlarmış. Bu bilgiyi aldıktan sonra iki diziye de biraz baktım. Gerçekten de konuşmalarda Erdoğan’ın sözlerinden alıntılar ya da uyarlamalar var.
Beyin yıkama her alanda yapılıyor.”

Odatv.com

Bakanlık, Ateşli Oyuncunun Bir Yıl Filmde Oynamasını Yasakladı





Bakanlık, Ateşli Oyuncunun Bir Yıl Filmde Oynamasını Yasakladı
Kolombiya’da akıllara durgunluk veren bir olay yaşandı. 24 yaşındaki kadın oyuncu, aşırı ateşli olduğu gerekçesiyle bakanlık tarafından 1 yıl boyunca filmlerden men edildi.
Kolombiyalı kadın oyuncu Denny Kwan’ın aşırı ateşli olduğu gerekçesiyle Kültür ve Güzel Sanatlar Bakanlığı tarafından bir yıl boyunca herhangi bir filmde oynaması yasaklandı.
GEREKÇE: İŞ AHLAKINI İHLAL ETMESİ
Daha önce bakanlık adına birçok filmde rol alan Kwan’ın iş ahlakını ihlal ettiğinin anlaşılması üzerine 1 yıl boyunca filmlerde oynamasına yasak getirildi.
GÜZEL OYUNCU BİR ANLAM VEREMEDİ
Güzel oyuncu da konuyla ilgili yaptığı açıklamada filmelerde herhangi erotik bir sahnede oynamadığını ve bakanlığın getirmiş olduğu yasağa bir anlam veremediğini söyledi.
Güzel oyuncu verdiği cesur pozlarla adından söz ettiriyor;




kaynak: http://www.haberler.com/

Kanamayı Evinizde Bulunan Bu Baharatla 10 Saniyede Durdurun





Kanamayı Evinizde Bulunan Bu Baharatla 10 Saniyede Durdurun
Ne kadar dikkatli ve yemek yapmakta tecrübeli olsanız da mutlaka elinizi kesersiniz. Maalesef mutfakta kaza geliyorum demiyor.Herhangi bir tarafımız kesildiğinde yapmamız gereken ilk şeyin kesilen bölgeye baskı uygulamak olduğunu biliriz. 
Ancak maalesef baskı uygulamak ve kesilen bölgeyi temiz tutmak için evimizde her zaman gerekli malzemeler olamayabiliyor.
Öğreneceğiniz bu yöntemle rafınızda bulunan bir baharatla kanamayı anında durdurabileceksiniz.
Eliniz veya vücudunuz herhangi bir yerinde oluşan kesiğe karşı önce tentürdiyot ile kesiği sterilize etmeniz, sonra antibiyotik bir krem sürmeniz ve son olarak da bölgeyi gazlı bez veya bandaj ile sıkıca sarmanız gerekiyor. Peki elinizde küçük bir kesik varsa ve hem kanamayı durdurup hem de hiç zahmete girmeden kolayca kesilen yeri kapatmak istiyorsanız ne yaparsınız?
Eğer o sırada mutfaktaysanız ve evinizde Arnavut biberi varsa kesiğin olduğu yere Arnavut biberi dökebilirsiniz. Arnavut biberi tarih boyunca çeşitli amaçlarla kullanıldı. 16. yüzyılda ise Avrupa ilk kez Arnavut biberi ile tanıştı.
Yapılan bir araştırmaya göre de Arnavut biberinin tok tuttuğu, tansiyonu dengelediği ve kanser riskini azalttığı görüldü.
Kanamayı durdurma…
Arnavut biberini, kesilen bölgeye uygulamak hem kolay hem de hızlı. Kesilen yere biberi döktüğünüzde 10-20 saniye içinde kanamanızın durduğunu göreceksiniz.
Antibakteriyel özelliği olan Arnavut biberi, küçük kesiklerin mikrop kapmasını da önler.
Kesiğin acısını alır
Biberlere acılığını veren kapsaisin maddesi Britanya’da yapılan bir araştırmaya göre aynı zamanda acıyı da azaltıyormuş. Kapsaisin bunu, beyne acı sinyalini yollayan bir peptit hormonun salgılanmasını azaltarak yapıyor.

Daha fazla insanın konu hakkında bilinçlenmesi gerekiyor.
Sık sık elini kesen bir arkadaşınız varsa yazıyı onunla mutlaka paylaşın.

Bilim İnsanları Kanser Hücrelerinin Kendilerini Yok Ettiği Harika Bir Buluşa İmza Attı



Résultat de recherche d'images pour "cancer"

Bilim İnsanları Kanser Hücrelerinin Kendilerini Yok Ettiği Harika Bir Buluşa İmza Attı
‘Kanser’ duyulduğunda tüyleri ürperten bir kelime. Beraberin hüzün ve keder getiriyor. Bir yakınına kanser teşhisi koyulanlar, ‘kanser’ kelimesini her duyduğunda ürperirler.
Kanser hastalarının çoğu ise verdikleri mücadeleyi maalesef kaybediyorlar. Bilim insanlarının son günlerde yaptığı bir buluş ise herkesi şaşırttı. Science Daily’de yazılanlara göre kanserin ileride kolayca yenilebilmesi mümkün.
Bilim insanları kanser hücrelerinde yer alan üç farklı proteinin yapısıyla oynayarak kendilerini yok etmelerine yarayacak bir buluş yaptı. Kullanılan bu yöntem ile en tehlikeli kanser türleri bile kolaylıkla yenildi.
İsrail’in Tel Aviv Üniversitesi’nde gerçekleştirilen deneylerde kanser hücrelerinin kendilerini yok ettiği ve sağlıklı hücrelerin zarar görmediği görüldü.
Araştırmanın öncüsü olan Malka Cohen-Armon, “Kanser hücreleri ne kadar hızlı çoğalırlarsa, kendilerini yok etmeleri o kadar hızlanıyor” dedi.
Malka ve araştırmada emeği geçen arkadaşları buldukları yeni yöntemle meme kanseri, akciğer kanseri, pankreas kanseri, kolon kanseri, beyin kanseri ve yumurtalık kanserine karşı başarılı sonuçlar elde ettiler.
Résultat de recherche d'images pour "cancer"


Fareler üzerinde yapılan deneylerin hepsi olumlu sonuç verdi. Şimdi de bilim insanları bu yöntemi insanlara uyarlayabilmek için var güçleriyle çalışıyorlar.
Cohen-Armon, “Bulduğumuz bu yöntemle, diğer araştırmacılara farklı tedavi yöntemleri bulmaları için bir anlamda yardımcı olduk. Yöntem sayesinde kanser hücreleri birbirlerini yok ederken, sağlıklı hücrelere hiçbir şey olmuyor” dedi.
Kanser için bulunan bu yöntem herkesi çok heyecanlandırdı. Belki de kanser bir süre sonra soğuk algınlığı kadar önemsiz bir hastalık olacak.
Résultat de recherche d'images pour "cancer"


kaynak: http://tr.newsner.com/bilim-insanlari-kanser-hucrelerinin-kendilerini-yok-ettigi-harika-bir-bulusa-imza-atti/hakkinda/saglik

Ne Gerek Vardı? Giymeseydik.!Karşınızda Tamamı Şeffaf Olan Naylon Kot Tarzı Pantolon!



Résultat de recherche d'images pour "Pantalon! Topshop"

Ne Gerek Vardı? Giymeseydik.!Karşınızda Tamamı Şeffaf Olan Naylon Kot Tarzı Pantolon!
Topshop isimli kıyafet üreticisi ilginç bir adım atarak şeffaf görünüme sahip tamamı naylondan yapılan ve tasarımıyla kotu andıran pantolonunu satışa sunduğunu duyurdu.
Teknolojinin gelişmesiyle birlikte akıllı kıyafletler görebileceğimizi tahmin ediyoruz ancak birçok tekstil firması, yeni nesil teknolojileri kıyafetlerle buluşturmak yerinde oldukça farklı şeylere yatırım yapıyor. Öyle ki Topshop isimli bir kot üreticisinin attığı son adım bir hayli ilginç.
Daha önce diz kısmı naylon olan bir kot tarzı pantolonunu satışa sunan Topshop, bu kez tamamı naylon malzemeden üretilen ve şeffaf olan kot pantolonunu duyurdu. Bu pantolon, genellikle şort gibi kısa kıyafetlerin üzerine giyilerek hem şık bir görüntü sunma hem de soğuğa ve yağmura karşı korunmayı sağlıyor. Ancak tüm gün bir naylonla gezmek sizce de akıl kârı mı?
Tasarımsal olarak tamamı şeffaf olan bu kot tarzı pantolon size mantıklı gelebilir ama bu pantolonun tamamen naylondan üretiliyor olması, tüm gün boyunca üzerinizde bir ağırlık taşıyacağınız, bacaklarınızın hava almayacağı ve aşırı sıcak olacağı anlamını taşıyor. Haliyle tamamı şeffaf olan bu kot tarzı pantolonu tüm gün giymek pek de akıl kârı değil.
Topshop’un tamamı şeffaf olan bu pantolonu 99 dolardan satılıyor. Birçok kişi, bu kotun gereksiz olduğunu ancak şirketin adını duyurmak için böyle ilginç bir adım attığını öne sürüyor.
Peki siz ne düşünüyorsunuz? Bütün gün üstünüzde taşıyacağınız 90 dolarlık bu şeffaf naylon pantolonu giymek ister misiniz?


Résultat de recherche d'images pour "transparent Pantalon! Topshop"


kaynak: http://www.webtekno.com/ne-gerek-vardi-karsinizda-tamami-seffaf-olan-naylon-kot-pantolon-h28448.html

28 Nisan 2017 Cuma

Plajdeyken Endişelendiği Tek Bir Şey Var. Ancak O Şey Nasıl Göründüğü Değil.


Plajdeyken Endişelendiği Tek Bir Şey Var. Ancak O Şey Nasıl Göründüğü Değil.



Plajdeyken Endişelendiği Tek Bir Şey Var. Ancak O Şey Nasıl Göründüğü Değil.
Kadınlar her sene bikini sezonu için hazırlık yaparlar. Bazıları fazlalıklarını göstermekten çekinirken bazıları da vücudunun kötü görünen yerlerini göstermekten rahatsız olur. Çatlaklar, selülit, soluk ten gibi... Ancak eğer dikkatlice düşünürseniz hayalinizdeki muhteşem vücudun aslında gerçek olmadığının farkına varabilirsiniz. Unutmayın ki televizyonda, dergilerde ya da internette gördüğünüz bikini modelleri en iyi ışıklandırma ve çeşitli dijital düzenlemeler sonucunda o şekilde görünüyorlar. Aslında soluk tenli olmanızın nedeni ağır geçen bir kış olabilir. Selülit ve çatlaklarınızdan utanmanıza gerek yok. Çünkü siz onlardan ibaret değilsiniz ve onlar sizin bir parçanız. İsveçli gazeteci Linda Marie Nilsson konu hakkında bir yazı yayımladı. Yazıdaki mesaj 'Bütün renkler güzeldir'di. Facebook'ta paylaştığı bikinili fotoğraflar 38.000'in üzerinde beğeni aldı.
Linda Marie Nilsson sahte güzelliğe karşı savaş açan kişilerden sadece birisi.
Facebook’taki gönderisinde plajdaki endişelendiği tek bir şey olduğunu ancak bunun nasıl görüntüğüyle alakası olmadığını söyledi.
Nilsson Facebook’ta, “Benim vücudum. Benim selülitlerim. Benim çatlaklarım. Bikinimden fırlayacak gibi gözüken göğüsler, benim. Ortalamanın bir hayli üzerinde büyüklükteki kalçam, yine benim. Bunlar benim vücudumda ve başka kimsede yok” dedi.
Onu endişelendiren şey ise nasıl göründüğü değil. Onun gibi görünüp de vücudunu göstermekten çekinenler.
“Beni endişelendirenler ise diğerleri. Benim gibi görünen ancak havlunun altında gizlenen, tişörtlerini çıkarmaktan çekinen ve başkalarının kendilerini yargılayacağını düşünen diğerleri.”
Linda Marie Nilsson, kendisine mesaj yağdığını ve mesajların genelde kendisini kimsenin görmesini istemediği kişilerden geldiğini söyledi. Bunları duymak onu epey üzüyormuş.
“Vücudunuzdan utanıyorsunuz diye kendinizi eğlenceden yoksun bırakmayın.”
İster zayıf, ister sıradan isterseniz de kilolu olun, farketmez. Eğer sağlıklı bir vücudunuz varsa, bütün insanların organları aynı işlevi görüyor. Bizi biz yapan şeylerden biri de vücut dediğimiz şeydir ve kendinizi başkalarının düşünceleriyle üzmenize değmez. Bu sebeple, vücudundan çekinen insanların plaja gitmemesi ve bütün eğlenceyi kaçırması gerçekten üzücü.
Umarız ki bu yaz herkes nasıl görünürse görünsüz plaja gitmeyi ve eğlenmeyi ihmal etmez. Katılıyorsanız paylaşmayı unutmayın.

Bu 4 Özelliğe Sahip Kişilerin Asla Zencefil Tüketmemesi Gerekiyor




Bu 4 Özelliğe Sahip Kişilerin Asla Zencefil Tüketmemesi Gerekiyor


Bu 4 Özelliğe Sahip Kişilerin Asla Zencefil Tüketmemesi Gerekiyor
Soğuk algınlığına iyi gelen ve metabolizma hızını arttıran zencefil sağlığıma çok yararlıdır.
Ancak bazen zencefil de zararlı olabiliyor.
Zencefilin yararlarına dair yazılar okumuşsunuzdur. Sindirime ve soğuk algınlığına iyi gelen zencefil aynı zamanda metabolizma hızınızı arttırır.
Ancak zencefilin bazı insanlar için zararlı olduğundan haberdar mıydınız?
Eğer siz de zencefilin zarar verdiği kişilerden biriyseniz acilen zencefilin tüketiminizi durdurmanız gerekiyor.
1- Çok zayıfsanız

Image associée
Columbia Üniversitesi’nin yaptığı araştırmada zencefil tüketiminin metabolizma hızını arttırdığı ve sindirimi düzenlediği görüldü. Ayrıca zencefil tüketiminin ardından hiç hareket etmeseniz bile yağlarınızı yakıyor. Ancak ideal kilosunun altında biriyseniz isteyeceğiniz son şey metabolizma hızınızı arttırmak olur.

2- Pıhtılaşma bozukluğunuz varsa

Zencefil, kan akışını hızlandırıyor, tansiyonu dengeliyor ve kas ağrılarını geçiriyor. Ancak pıhtılaşma bozukluğu olanlar için bu çok tehlikeli. Zencefil, pıhtılaşma bozukluğuna sahip kişilerin kullandığı ilaçlarla mücadele ediyor ve ilaçların işe yaramamasına neden oluyor.


3- Hamileyseniz

Zencefil tüketimi, hamileleri olumsuz etkiliyor. Hala araştırmalar devam etse de şu ana dek yapılan araştırmaların hemen hepsinde bu kanıtlandı. Yine doktorlar da hamilelerin zencefil tüketmemesini öneriyor.
Zencefilde yer alan bazı maddeler hücrelere zarar veriyor ve fetüsün düzgünce gelişememesini sağlıyor. Drugs.com’da yazılanlara göre de hamilelerin zencefil tüketmeden önce doktorlarına danışması şiddetle tavsiye ediliyor.

4- Birden fazla ilaç kullanıyorsanız

Zencefil kan akışını hızlandırıyor ve yüksek tansiyonu düşürüyor. Kulağa her ne kadar sağlıklı gelse de eğer ilaç kullanıyorsanız zencefilin olumlu olarak görünen bu etkileri sizi olumsuz etkileyebiliyor. Eğer aynı anda birden fazla ilaç kullanıyorsanız, zencefil tüketimi hakkında doktorunuza tanışmanız tavsiye edilir
Yazıyı paylaşarak zencefil tüketmemesi gereken kişileri konu hakkında bilinçlendirin.

Ceviz: Beynin İhtiyacı Olan Gümüş İyonları İçeren Tek Meyve



Résultat de recherche d'images pour "walnut"


Ceviz: Beynin İhtiyacı Olan Gümüş İyonları İçeren Tek Meyve 
Zihin açıcı, dikkat toplayıcı ve kolesterol düşmanı…
Son yıllarda, yüksek kesimlerdeki ormanlık alanların ağaçlandırmasında en yaygın meyve türü olarak değerlendirilen ceviz, yaş olarak kilosu …. YTL arasında değişen fiyatlarla alıcı bulurken, uzmanlar da sağlık açısından önemine dikkati çekerek, tüketimini öneriyorlar.
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi diyetisyeni Özgen Arı, yaptığı açıklamada, “cevizin fizyolojik yapısının benzerliğinin yanı sıra içeriğindeki vitaminlerle de beyin dostu olduğunu” bildirdi.
Cevizin, dışındaki yeşil kabuğu ile kafa derisini, sert kabuğu ile kafatasını, içindeki ince zar ile beyin zarını, meyvesi ile de beynin şeklini adeta birebir yansıttığını belirten Arı, “Bu benzerliğin yanı sıra sağlık açısından da ceviz tam bir beyin dostu” dedi.
Şekli ile beynin küçültülmüş bir modeli olan cevizin Omega 3, Omega 6, A, B ve E vitaminleri ile lif yönünden zengin olmasının yanı sıra, beyin için gerekli gümüş iyonlarını da içerdiğini ifade eden Arı, “Antibakteriyel özelliği olan gümüş iyonları beyin sağlığının koruyucusudur. Ceviz, beynin ihtiyacı olan gümüş iyonlarını içeren tek meyve” dedi.
Cevizin beyin sağlığına olumlu katkı sağlamasının yanı sıra kalp ve kolesterol için de vazgeçilmez bir meyve olduğunu belirten Arı, “Ceviz sadece ileri yaştaki bireyler için değil gelişme çağındaki çocuklar için de tüketimi gerekli bir meyve. Cevizi, zihin açıcı, dikkat toplayıcı özelliği nedeniyle ÖSS ve SBS gibi sınavlara giren öğrencilere hararetle öneriyoruz” dedi.
Cevizin kan kolesterolünü düşürücü etkisinin de bilimsel olarak kanıtlandığına dikkati çeken Arı, cevizin enerji içeriğinin oldukça yüksek olması nedeniyle günde 30-45 gramdan fazla tüketilmesini önermediklerini bildirdi.
kaynak: https://anetteinselberg.com/2017/04/27/ceviz-beynin-ihtiyaci-olan-gumus-iyonlari-iceren-tek-meyve/


Résultat de recherche d'images pour "walnut"