Gazete İnsan

En büyük değer, emeği yaratan insandır

22 Aralık 2017 Cuma

Dünyanın en ilginç dinleri ve ayinleri


gerçek korkunç ile ilgili görsel sonucu
Dünyanın en ilginç dinleri ve ayinleri
Dünyada yaşayan milyarca insan farklı inanışlar geliştirmiştir. Büyük semavi dinlerin yanı sıra hayatınızda ilk kez duyacağınız pek çok din vardır. İşte, ilginç inanışlar ve dinler ;



Jainism;

Jainisim, 2.500 yıllık tarihi olan dünyanın en eski dinlerindendir. Hindistan’da yayılmıştır. Tanrıların, karmaşık bir hiyerarşi içinde insanlarla birlikte yaşadığına inan bu inançta, insanın kendini kontrol etmesi gerekir. Bedensel tutkular ve zevkler için kendinize savaş açarsınız. Onlara göre, zamanın başı ve sonu yoktur. Oruç, meditasyon ve çile çekerek arınma çok önemli ritüelleridir. Dünyada yaklaşık 5 milyon kişi bu dine mensuptur.

Mandaeism ;

Mandaeism, aydınlanma, kurtuluş ve Tanrı görüşünü benimseyen gnostik bir dindir. Bu dinin İslam dini öncesi kökenli olduğuna inanılır. Yaklaşık 70 bin Mandaeisim inananın İran’a kaçtığı ve oraya yerleştiği bilinir. Herhangi bir kitapları yoktur. İsa, Yahya, İbrahim, Musa peygamberlerin sahte olduğuna inanırlar. Bir Kozmik anne ve baba, ışık, karanlık, yüce varlık gibi inanışları vardır. Büyük gizlilik içinde dinlerini sürdürmektedirler.

Candomble ;

19. yüzyılın başında ortaya çıkan Afro- Brezilya dinidir. Köleleştirilmiş Afrika’lılar tarafından ortaya çıkmıştır. Orishas isimi verilen bir tanrı her insan için bir tane vardır ve onu korur. Bu dinde iyi ve kötü yoktur. Her insan, sonuna kadar kendi kaderini yerine getirmek için çalışır. Yaptığınız herhangi bir kötülük mutlaka size dönecektir. Yaklaşık 2 milyon kişi bu dine inanmaktadır.

Aetherius ;

Aetherius, yeni çağın Ufo dinidir. George King tarafından 1950 ‘li yıllarda kurulmuştur. Daha sonraları, Hinduizm, Budizim, Hıristiyanlık ve Ufo iddiaları ile birleşmiştir. Dünya dışı bir Kozmik efendiye inanılır. Dinin amacı, insanları bu dünya dışı varlıklara işbirliği yapacak düzeye getirmektir. Mesihin bir uçan daire ile dünyaya geleceğine inanılır. Dünya çapında milyonlarca insan bu dine inanmaktadır.

Hermetizm ;

Hermetizm, Rönesans ve reformasyon sırasında Batı ezoterik geleneğinden etkilenen bir inanç sistemidir. Simya, astroloji bu dinde sıklıkla kullanılan öğelerdir. 1300-1600 yılları arasında bilimin gelişmesi ile ortaya çıktığına inanılır. Hermesçiler, kötü iblisler, ilahi melekler, kara büyü ve ilahi büyüye inanırlar.

Zerdüşlük ;

Eski İran kökenli din ve felsefe, tek tanrılı bir dindir. Eski zamanlarda pek çok imparatorluğun dini olmuştur. 145 milyon Zerdüşt bugün dünyamızda vardır. Yahudilik, Hıristiyanlık, İslamiyet gibi dinlerden çok etkilenmiştir. İyi ve kötü birbiri ile mücadele etmektedir. Din, aile ve yaşlılar, saygı konularında çok öğretiye sahiptir.

Thelema ;

20. yüzyılda yazar Alesiter Crowley tarafından geliştirilmiştir. O ve eşi 1904 yılında Mısır’da Aiwass isimli bir varlıkla temasa geçtiğini iddia etmiştir. Onun ona bir kitap verdiğini söyler. Kitapta eski Mısır Tanrılarının adı sıklıkla geçmektedir. Yoga, mistisizm ve Kabala fikirleri vardır.

Dünyada Hala Gerçekleştirilen 10 İlginç Ayin 

Bazı gelenekler kendi kendine dua etmek gibi sessiz olsa, bazıları daha çok insanı kapsayabilen şiddetli gelenekler olabilir. İşte bunlardan en ilginç 10 tanesi... 

10- Yamyamlık 

Hindistan'ın Varanasi şehrinde yaşayan Aghori Babalar ölüleri yemeleriyle ünlüler. İnsanın en büyük korkusunun kendi ölümleri olduğuna inanırlar ve bunu aydınlanmanın önünde bir engel olarak görürler. Bu yüzden ölümle yüzleşmenin yolunu ölüleri yemek olarak görürler. Bu kültüre göre din adamları, çocuklar, evlenmemiş veya hamile kadınlar yakılamazlar, bunun yerine öldükten sonra nehire bırakırlar, Aghori Babalar da onları nehirden alır ve yerler. 

9- Güneş Dansı 

Amerika yerlileri doğayı onurlandırmak amaçlı çeşitli geleneklere sahiptir. Bunlara kutsal ruha dua etmek veya yaşam ağacıyla bire bir iletişim halinde kurban vermektir. Kurbanın göğsünde bir delik açılır ve bu delikten geçen bir halatla yaşam ağacını sembolize eden bir direğe bağlanır. Daha sonra kurbanlar ileri geri giderek göğüslerine bağlı olan halatlardan kurtulmaya çalışırlar. Bu dans saatlerce sürebilir. 

8- Kendini Kamçılamak 

İslamiyet'in Şii mezhebine mensup inananlar her sene Hz. Muhammed'in torunu Hüseyin'in acısını paylaşabilmek için kendilerini kamçılıyorlar. Bu şiddetli eylemde insanlar zincirlere bağlı bıçaklarla kendilerini kamçılıyorlar ve inançlı hallerinde pek fazla acı hissetmiyorlar. 

7- İple Atlama 

Pasifik'de bir adada Bunlap köyünde Gkol isimli ilginç bir gelenek yürütülüyor. Bungee jumping'e benzeyen bu gelenekte insanlar dans ediyor ve gönüllü olanlar ileri çıkıp atlamayı yapıyorlar. Bileklerine ip bağlıyorlar ve bu gelenek için özel yapılmış tahta kulelerden atlıyorlar. Gönüllüler kırık kemiklerin oluşması riskine karşı kafaları önde düşünmeden atlıyorlar ve ne kadar yüksekten atlarlarsa tanrı tarafından o kadar kutsanacaklarını düşünüyorlar. 

6- Voodoo ve Ruhsal Ele Geçirilme 

Vodun Batı Afrika'da bir din. Bu dinin geleneklerinden birisi de birini bir tür medyum haline dönüştürmek. Bu kişi ormana götürülerek kutsal ruhla iletişime geçmesi sağlanıyor. Ruh vücudu ele geçiriyor ve kişi bilinçsiz hale geliyor. Bu halde aç ve susuz 3 gün kalıyorlar, daha sonra ise başka bazı ayinlerle bilinçlerine kavuşuyorlar. 

5- Gökyüzüne Gömülme 

Tibet'te Budistler reenkarnasyona inanıyorlar, dolayısıyla vücudun öldükten sonra korunmasına gerek duymuyorlar. Bu yüzden öldükten sonra ölü bedenler genellikle yüksek yerlerde açık alanlara bırakılıyor böylece yırtıcı kuşlar tarafından yeniliyorlar. Rahipler bunu hızlandırmak için ölü bedeni parçalara ayırarak açık alanlara bırakıyorlar. 

4- Ateşte Yürüme 

Malezya'da Taoistlerin düzenlediği 9 İmparator Tanrı Festivalinde insanlar ateşin üzerinde çıplak yürüyor çünkü ateşin kusurları ve kötü ruhları uzaklaştırdığına inanıyorlar. Böylece insanların gerçek ruhsal gücü ortaya çıkıyor ve bunu her yıl yüzlerce insan yapıyor. 

3- Ölülerle Dans 

Kemiklerin dönüşü anlamına gelen Famadihana festivali her yıl Madagaskar'da düzenleniyor. Katılımcılar ölü beden ne kadar çabuk çürürse o kadar hızlı sonraki yaşama geçeceklerini düşünüyorlar, bu yüzden ölü bedenleri mezarlarından çıkarıp onlarla beraber dans edip şarkı söylüyorlar, gelenek bitince de geri gömüyorlar. 


2- Delinme 

Tayland, Puket'te her yıl düzenlenen Vejeteryan Festibali'nde çok ilginç bir gelenek düzenleniyor. Bu mazoşist ayinde gönüllüler yanaklarından bıçak, kılıç, kanca ve hatta silahlar geçiriyorlar. Bu ayin sırasında tanırının bedenlerine girdiğini ve onları kötülüklerden koruduğunu düşünüyorlar. 

1- Ölüm Ayini 

Amazonda yaşayan dünyanın en ilkel kabilesi Yanomami, ölümün doğal bir olay olmadığını düşünüyor. Bu yüzden ölüler yakılıyor ve külleri muzla karıştırılarak yeniyor. Bu sayede ölenlerin yaşamlarının devam ettirildiğini düşünüyorlar.
Onedio.com

21 Aralık 2017 Perşembe

Sevgilisinin kocası, kadın iç çamaşırları giydirip tecavüz etti




Sevgilisinin kocası, kadın iç çamaşırları giydirip tecavüz etti

Hatay’da yaşayan 34 yaşındaki F.A. sosyal medyadan tanışarak birlikte olduğu kadının daveti üzerine gittiği Gaziantep’te iddiaya göre, E.D’nin kocasının tecavüzüne uğradı.
Savcılığa başvuran F.A., birlikte olduğu evli kadının, kendisine tecavüzle suçladığı kocası ve arkadaşlarının, kadın iç çamaşırı giydirerek fotoğraflarını çektiklerini de anlattı.

Hatay’ın İskenderun ilçesinde yaşayan ve bekar olan F.A., 4 yıl önce sosyal medya hesabı aracılığıyla Gaziantep’te yaşayan evli E.D.adlı kadınla tanıştı.
F.A., kadınla 1 yıl boyunca farklı dönemlerde birlikte oldu. Daha sonra ayrılan F.A. ve E.D., 3 yıl sonra sosyal medya üzerinden tekrar yazışmaya başladı.
E.D.’nin daveti üzerine Gaziantep’e giden F.A., verilen adrese gittiğinde, kadının eşi ve yanındaki 2 kişi tarafından silah zoruyla otomobile bindirilerek ıssız bir yere götürüldü. Burada F.A. iddiaya göre, kadının eşi B.D.’nin tecavüzüne uğradı.
Ardından B.D. ile arkadaşları, F.A.’ya kadın iç çamaşırı giydirerek fotoğraflarını çekti; parasını ve cep telefonunu gasbetti. F.A., başından geçenleri şöyle anlattı:
“Gaziantep’te yaşayan evli bir kadınla kendi isteğiyle görüşmeye başladım. Bir yıl sonra ayrıldım ve bir daha hiç görüşmedim.
Yaklaşık 3 yıl ayrı kaldık ama sonra tekrar sosyal medyadan görüşmeye başladık. Bu kez benimle görüşmek için Gaziantep’e çağırdı, oraya gittim. Bir adres verdi.
Gittiğim de bu kez başka yerde beklediğini söyledi. Söylediği yere gittim. Yanıma geldi, kendisini takip etmemi istedi. Ben de onu takip ettim.
Beni çıkmaz bir sokağa götürdü. O sokağa girer girmez elinde şiş, bıçak ve silah olan 2 kişi koluma girdi, zorla araca bindirdiler.
E.D. de araca bindi. Beni ıssız bir yere götürdüler. Orada bana kadının eşi zorla tecavüz etti. Bunları yaparken de diğer arkadaşları telefonla görüntümü çekti.
Daha sonra bana kadın kıyafeti giydirerek fotoğraflarımı çekip, kendi sosyal medya hesabımdan arkadaşıma gönderdiler. Beni rezil etmekle tehdit ederek üzerimdeki paramı ve cep telefonu zorla aldılar.”

‘ABLAMA VE 2 ARKADAŞIMA ANLATTIM’

Olayın ardından İskenderun’a döndüğünü belirten F.A., kimsenin yüzüne bakamadığını söyledi. Başına gelen olayı ablasına ve 2 arkadaşına anlattığını söyleyen F.A., Gaziantep’te yaşayan E.D., eşi B.D. ve adını bilmediği arkadaşlarının cezalandırılmasını istediğini belirterek, Cumhuriyet Başsavcılığı’na şikâyet dilekçesi verdi.

kaynak: http://gazetemanifesto.com/2017/12/19/sevgilisinin-kocasi-kadin-ic-camasirlari-giydirip-tecavuz-etti/

CHP'li Bilgehan, İsmet İnönü'nün bilinmeyenlerini anlattı


CHP'li Bilgehan, İsmet İnönü'nün bilinmeyenlerini anlattı


CHP Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan, dedesi İsmet İnönü'nün 2'nci Dünya Savaşı sırasında Topkapı Sarayı'nda saklanan kutsal emanetleri, korumak için gizlice Niğde'ye götürdüğünü belirterek, "İşte camiler ahır yapıldı diyenlere tarihten gelen bir cevap" dedi.

İsmet İnönü'nün torunu CHP Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan, Edirne'de 'İsmet İnönü ve Lozan' konulu konferans verdi. 

Dedesinin bilinmeyen yönlerini anlatan Bilgehan, İnönü'nün Türkiye Cumhuriyeti'nin tapusu olan Lozan Barış Antlaşması'nı Edirne milletvekili sıfatıyla imzaladığını söyleyerek, "Bugün gündemde Kudüs var, Suriye var, Filistin var. Bugünden konuşmak kolay tabi. Aynı zamanda Osmanlı zabitleri olarak o dönemde de, o son kalan topakları savunmak için mücadele ediyorlar. Kudüs'te savaşanların arasında Fahrettin Paşa da var. Filistin'i ve Kudüs'ü korumaya çalışan kahraman Fahrettin Paşa. O'nun yanında Mustafa Kemal ve İsmet Paşa da var. Onlar mücadelelerinin son gayretine geldikten sonra istemeye istemeye o toprakları kaybettiler" diye konuştu.
Birleşik Arap Emirlikleri Dışişleri Bakanı Abdullah bin Zayed'in, Fahreddin Paşa ile ilgili söylediklerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tepkisini doğru bulduğunu belirten Bilgehan, "Sayın Cumhurbaşkanı Fahrettin Paşa'yı anlattı, ama orada açıklayamadığı bir cümle söyledi. Onu açıklamak İnönü'nün torunu olarak bana düşüyor. Çok önemli tarihi bir olay" şeklinde konuştu.
Emanetlerin korunması amacıyla gizlice Niğde'ye götürüldüğünü anlatan Bilgehan, şunları söyledi:

"İşte bugünleri yaşayan İsmet Paşa, yine o Kurtuluş Savaşı dönemindeki kabusu görmemek, o acıları bir kez daha milletine yaşatmamak için Türkiye'nin 2'nci Dünya Savaşı'na girmesini istemiyordu. Ama o kadar büyük bir tehlike çemberindeydi ki Türkiye. Türkiye'nin Bulgar sınırı üzerinden bir hava saldırısına uğraması mümkün. İşte o dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, ilk kurtarılacak değerler olarak Fahrettin Paşa'nın getirdiği, Topkapı Sarayı'nda saklanan kutsal emanetler başta olmak üzere 381 koliyi 48 vagona yüklenerek Topkapı Müze Müdürü ve ailesi ile 30 kişilik bir ekiple, çok gizli bir harekatla o emanetleri Niğde'ye götürüyor. Ve Niğde'deki 3 camiye o eserleri yerleştiriyorlar. O eserleri hem içten, hem de dıştan gelebilecek tehlikelere karşı korumak için İnönü o camilerin önüne askerleri koyuyor. İbadet yapılmasın, camiler kapatılsın diye değil, o kutsal emanetleri korumak için. İşte camiler ahır yapıldı diyenlere tarihten gelen bir cevap. Orada 4 yıl kalınıyor. Onun için o camilerin önünde geçenler, orada ne olduklarını bilmedikleri için caminin kapatıldığını düşünüyor, ama bu nasıl bir devlet ciddiyetidir ve gizli kahramanlıktır ki, bu konuda daha yeni gündeme geliyor."


Edirne Belediye Başkanı Recep Gürkan, 2018 yılındaki Kurtuluş Resepsiyonu'nda Ayşe Gülsün Bilgehan'a Edirne'nin fahri hemşerilik beratını vereceğini söyledi.

20 Aralık 2017 Çarşamba

HAKKIMIZDA (insan kimdir)? "Takipçi ve arkadaşlarımız için manifestomuzdur."



HAKKIMIZDA (insan kimdir)?

"Takipçi ve arkadaşlarımız için manifestomuzdur."

İnsan'ın dini,mezhebi,milliyeti,ırk'ı yoktur. 
Öylesine işte orta yerde çısçıplak İnsan'dır. 
Elbette bu Mevlanalara,Yunuslara,Hace Bektaşlara 
ve onların tarzında olanlara hayran olmayacağımız anlamına gelmez. 
İdeolojisi izmleri, partisi örgütü de yoktur.
İnsandır sadece.
Bu da herhangi bir siyasi görüşümüz olmadığı anlamına da gelmez. 
Hiç bir partinin örgütün savunuculuğunu yapmaz.
ancak bu oluşumların içinde yer alan kişilerin insani açıklamalarına yer verebilir. 
Bu MHP,CHP,HDP... sol,sağ,samimiyetine güvendiğimiz dini örgütlerde olabilir. 
AKP olmaz çünkü AKP'de etkili özgür ve özgün olarak sadece tayyobama konuşur, 
O da insani konuşmaz konuşsa bile inandırıcı olmaz.
İnsan ne çok ilericidir,ne gerici,ne sağcı,ne solcudur.
Orta yolcu da değildir.
bizim kendimizin herşeyden ayrı herkesden farklı bir yolumuz vardır.
O yol sadece bizim yolumuzdur.
kimsenin ayak izine basarak yürümeyiz
Düşünmekten korkan ve özgürce davranamayıp kalıpsal bir ideolojinin 
ezberci bir şekilde peşinden gidenlerden değildir insan.
Gerilerde kalamaz karanlıktan korkar,
çok ileriye de gidip yükseklerde de uçamaz,
savrulup gitmekten korkar,ayakları yere basmalıdır.
Bu günün gerçekleriyle bütünleşmelidir.
Onlarla konuşmalı, yürümeli,yüzleşmelidir. 
Yani paçamızın kiri ile gül bahçesinde gezmeyi ne hayal ederiz ne sloganını atarız.
Geleceğin doğrusu istikametinde bu günün doğrusunu yaşar savunuruz.
Günün şartlarına göre insanın yararına, ülkenin yararına, doğanın ve hayvanların yararına, 
neyi yapmak gerekirse onu düşünür, onu yazar, onu yaşarız. 
Sonuçta tüm zamanı doğrusu eşsiz mükemmelikte felsefe kitabı yazmıyoruz.
Yamyamlarla dolu bu dünyada bu günün gerçekleriyle bir ülkeyi kurtarmanın,
insanlarını yaşatmanın yolunu arıyoruz.
Kendi din tarihimizim 1400. yılında ortaçağ karanlığında iken Avrupa'nın 1789 ve
rönesansına yüzlerce yıl sonra eşdeğeri sayabileceğimiz Cumhuriyet devrimlerini bile
tam olarak içine sindirememiş,ilerletilememiş ve geriye doğru kaybedilmekte olan bir toplumda iken,
Sendikalı isçi sayısının 40 yıl öncesinin ülke nüfusuna göre   (1970'lerde gelişmemiş sanayide 40 milyon nufusa karşılık 3 milyon sendikalı işçimiz vardı, şimdi 70 milyonuz sanayi 20 kat gelişti ama yarım milyon sendikalı işçimiz var) kırk yıl sonra onda birine gerilemişken ve bu işçiler tarikat ocaklarında höykürmekle meşgulken,Cumhuriyeti atlayıverip öyle fasulye ağacının tepesine çıkıp,1 doların üzerindeki tek gözlü devle devrimcilik, Sosyalizmcilik oynamak bizim tarzımız değildir.
Biz bastığımız toprağı,toprağın nasıl koktuğunu da biliriz.
Ancak sosyalist düşüncelidir "İnsan". 
Hümanisttir.
Sosyalizmi bir rejim olarak düşünmekten ziyade bir bilim, bir felsefe,bir yaşam tarzı, 
yürüme şekli,duygusallık, insancılık, doğayı ve hayvanları sevme öğretisi olarak görür. 
Şimdilik, haksızlıklara karşı duruşun şekli,emeğin iktidari değil hakkını savunma yoludur.
İnsan hangi ideolojide olursa olsun hiç bir siyasi partinin etkili,yetkili,sorumluların, 
kurum ve kuruluşların propagandasını,övgüsünü,şakşakcılığını yapmaz.
İyi olmak,mükemmel yönetmek zaten görevleridir.
Yapamıyorlarsa bırakmalıdırlar.
İnsan sonu itibariyle insana zarar veren,zarar görmesine sebep olan, tüm dinlere,
partilere,ideolojilere, törelere,yasalara karşıdır,
Her zaman muhalefettir.
İnsan sadece insandan yanadır, 
insanın onurundan hakkından yana.
Doğadan yana hayvan haklarından yana,
Emekten yana,
Bize ulusalcı,sagcı,milliyetçi,ırkçı faşist diyenler oluyor. 
Dünyanın,tek ulus olmasına çok zaman var,
Biz şimdilik ulusumuzu da milletimizi de çok seviyoruz diyoruz. 
Ajan diyenler oluyor. 
Doğru diyoruz ajanız ama gizli değiliz halkın ajanıyız. 
Provokatör diyenler oluyor. 
"Tamam,o da doğrudur." Çünkü egemenlerin değil halkın provokatörüyüz. diyoruz.
Faşist ırkçı diyenler oluyor. "Sağol kardeş."diyoruz. 
Oysa bu söylenenlerin hiç birinin bizimle ilgisi yoktur.
Biz orta yerde çırılçıplak insanız. 
Şeffaf,parlak "AYNA" gibiyiz. 
Bize her bakan kendini görüyor.
Kötü iseler,kötü şeyler söylüyorlar. 
İyi iseler,iyi şeyler.
Irkçılar ırkçı diyor, 
faşistler faşist, 
Sosyalistler sosyalist, 
Hümanistler de hümanist diyor. 
"İnsan'a bakan kendini görüyor, 
İnsan'a onu söylüyor." 
Biz herhangi bir kavram ideoloji peşinde değiliz. 
Asla bu fikirlerin adamı,kölesi olmaz. 
Kendimizi bu fikirlere kullandırmayız.
Aksine bu fikirleri iyi tanır,öğrenir,biz o fikirleri kullanırız. 
O karşıt fikirlerin içinde bize doğru gelen bir çok şey vardır.
Hepsinin içinden insandan yana doğru ve güzel olanları seçer,


onları bütünleştirir,kendi doğrumuzu oluştururuz.
Tam olarak hiç kimse gibi hiç bir ideoloji ve kalıplaşmış görüş gibi olamayacağımız için, 
herkes bizi eleştirecek diye kaygımız da olmaz.
Eleştirildikçe doğru yolda olduğumuzu daha iyi anlarız. 
Yani insan sıradışıdır.
Kendisi gibidir sadece. 
Bu günün gerçeklerinin uzantısında yarının insanından yana,
insan için, marjinal de oluruz terörist de.
Şimdiki rütbemiz çapulculuktur. 
Artık egemen isim koyucular ne derse bundan da onur duyarız. 
Okuduğunuz için teşekür ederiz
Bağlantılarımız:

18 Aralık 2017 Pazartesi

Köprüde linç edilen askeri öğrencinin ailesi: Sopalarla parça parça edilmiş




Darbe girişiminde sabaha karşı köprüde linç edilen askeri okul öğrencisi Murat Tekin’in ailesi anlatıyor.

15 Temmuz darbe girişiminde sabaha karşı Boğaziçi Köprüsü’nde önce boğazına basılarak öldürülen, ardından da boğazı kesilen Murat Tekin’in İzmir’de yaşayan ailesi, 21 yaşındaki Hava Harp Okulu öğrencisi oğullarını vahşice katledenlerin bulunarak, yargı önüne çıkarılmasını istiyor. Anne Şevkiye Tekin “Çocuğum mezarında rahat değil, eminim. Biz de burada rahat değiliz. Tek isteğimiz, gerçeğin ortaya çıkarılması” diyor. Hava Harp Okulu 2. sınıf öğrencisi Murat Tekin, ailesiyle en son Ramazan Bayramı tatilinde İzmir Bornova’daki evlerinde birlikte geçirdi. 1.5 aylık yaz kampına katılmak için Yalova’ya götürülen öğrenciler arasında yer alan Tekin, 16 Temmuz’un ilk saatlerinde Boğaziçi Köprüsü’ne getirilen gruptaydı. Komutanları tarafından “Aralarında canlı bomba var” denilerek halka 




ateş açması istendi. Ancak o, silahını bırakıp halkın arasına girdi ve orada şişler, sopalar ve demir çubuklarla vahşice öldürüldü. Tanınmaz haldeki cesedi 10 gün sonra Yenibosna Adli Tıp Morgu’nda ailesi tarafından güçlükle teşhis edilebildi.
Son görüşme 13 Temmuz’da
İzmir Osmangazi’deki mütevazı evin oturma odasında, Tekin’in asker fotoğrafları ve Türk bayrağı ilk dikkat çekenlerden. Bir bayrak da balkonda asılı. Anne Şevkiye Tekin, oğluyla en son 13 Temmuz akşamı görüştüğünü, Murat’tan duyduğu son sözlerin “Anne yarın gemiyle Yalova’ya yaz kampına gidiyoruz. Telefonum kapalı olursa merak etme” olduğunu söylüyor. 15 Temmuz ve onu izleyen 3 akşam televizyondan sürekli olayları izlemesine karşın, Yalova’da olduğunu bildiği oğlunun başına kötü bir şey gelebileceğini düşünmediğini aktarıyor.


‘Tırnağından tanıdık’

Bir başka askeri okul öğrencisinin annesinin açtığı telefonla kuşkulanmaya başladığını vurgulayan anne Şevkiye Tekin anlatıyor: “İstanbul’daki ağabeyim, ‘buraya gelme, ortalık çok karışık’ dedi. Anne yüreği durabilir mi? Eşimle birlikte Yalova’dan araştırmaya başladık. Burada yok. İstanbul’a



geldik. Harp Okulu’ndan emniyete kadar her yere baktık. Sonra okuluna gittik tekrar. “Teslim ettiğiniz kişiler hain çıktı biz bilgi veremeyiz’ dediler. ‘Bilgi almadan gitmem’ dedim. ‘Komutan kalmadı bilgi veremeyiz’ dediler. Hastanelere, Silivri Cezaevi’ne baktık, yok, yok, yok... İzmir’e dönmeden önce son olarak bir de Adli Tıp’a da bakalım istedik. Ağabeyimle eşim gitti, ben evde kaldım. Orada oğlumun cansız bedenini görmüşler ama tanıyamamışlar. Eşim saçını benzetmiş sadece. Ağabeyime, ‘Murat kaygılandığında, başparmağının ortasını kemiriyordu, oyuk kalmıştı. Parmağına bakın’ dedim. Öyle teşhis ettiler. Tırnağını yememesini söylerdim. O da ‘Belki şehit gelirim, oradan tanırsın beni’ derdi. Öyle de oldu.”

Kesici alet ve sopalarla

Baba Sedat Tekin de Adli Tıp anlarını gözleri dolarak anlatıyor: “Önce fotoğrafı gösterdiler. Çocuğumu


komple açtırdım. Tanınmayacak haldeydi. Tırnağındaki oyuktan tanıdım. Ayrıca yüzünde 3 ben vardı. Oradan çıkardım o olduğunu. Sonra saçları, ayakları tanıdık gelmeye başladı. Dayanılacak gibi değildi. Kesici aletlerle, sopalarla parça parça edilmiş çocuğum”.


Niye böyle bir ölüm?

2005 yılında emekli olduktan sonra ailesini geçindirmek için öğrenci servisi şoförlüğü yapan baba Sedat Tekin de artık direksiyon başına geçemediğini anlatıyor: “Eli sopalı, demirli zalimler çocuklarımızı vahşice katlettiler. Niye böyle feci bir ölüm. Çocuğum neden öldüğünü bilmiyor şu anda.” Baba Tekin İzmir Valiliği’ne dilekçe verdiklerini ve katliamı yapanlarla darbe sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunduklarını vurguluyor. Telefonla görüştükleri diğer öğrenci ailelerinin, çocukları cezaevinden çıkar çıkmaz kendilerini ziyarete geleceklerini söylüyor. Konuşmasında özellikle, o sabaha karşı oğluyla birlikte katledilen diğer askeri okul öğrencisi Gaziantepli Ragıp Enes Katran’ı anmadan geçmiyor.

Camiler salasını bile vermedi

Anne Şevkiye Tekin, kendilerini en çok yaralayan noktanın, oğullarının cenazesinin camiye kabul edilmemesi ve Osmangazi’deki camilerin Murat’ın salasını vermemesi olduğunu söylüyor.
Linç edilen Murat Tekin’in annesi Şevkiye Tekin cenazeyi THY’nin kargo uçağıyla İzmir’e getirdikten sonra yeni ve derin bir şok yaşadıklarını söylüyor: “Eşim, dostum tüm mahalle dolmuş buraya. Tabii ben şokta olduğum için o anda farkına varmadım, sonradan öğrendim. Camiye kabul edilmemiş evladım. Salasını verdirmediler. Çocuğumuz ölmüş, salasını bile esirgiyorlar bizden. Müslüman bir aile olarak çok yıprandık. Komşularımız bilir, devletimize, inancımıza bağlı, kendi yağıyla kavrulan bir aileyiz biz”.

Komutanlar hesap versin

Baba Sedat Tekin, yüzlerine karşı söyleyemeseler de arkalarından “hainin ailesi” damgası vuranlar olduğuna dikkat çekiyor ve ekliyor: “Teröre karşı insanlar olduğumuz halde bu damgayı yemiş olduk. Acımızdan daha üstün acı oldu bunlar. Çocuğum da orada rahat değil eminim, biz de değiliz. Devletimizden tek isteğim bunları yapanların ortaya çıkarılması. Çocuklarımızı o gece tatbikat deyip de boğaz köprüsüne götüren komutanların, onları korumayıp kalabalığın arasında bırakıp linç ettirenlerin hesap vermesini istiyoruz. Büyüklerimizden, devletimizden tek dileğim bizi duymaları. Bize bir şekilde el uzatsınlar. Cezaevlerinde yatan diğer askeri okul öğrencileri de masum, günahsız. Bunlar bir şekilde temize çıksın. Bir daha o hainlerin eline düşmesinler. Bizimki gitti, geri gelmeyecek. Ama hiç değilse yavrumun şehitliği verilsin”.

Ablasının rüyasında

Anne alıyor sözü tekrar: “2 yıl sonra okulu bitip tayini çıkınca evlendiririz, yalnız olmasın diye planlar yapıyorduk. Ne yazık ki düğün parasını cenazesine harcamak zorunda kaldık. Kaderi böyleymiş... Ona haram süt vermedim, kötü ahlâk öğretmedim. Kötü bir insan olsaydı oraya, halkın arasına gitmezdi. Allah şehitlik mertebesi verdi. Ablasının rüyasına girmiş, ‘Anneme söyle üzülmesin ben şehit oldum’ demiş. Ben ne olduğunu biliyorum oğlumun...”

14 Aralık 2017 Perşembe

Fikri Işık: Diyanet’in fetvasına “anayasaya uygun mu?” diye bakılmaz





Fikri Işık: Diyanet’in fetvasına “anayasaya uygun mu?” diye bakılmaz
Diyanet'in fetvalarının, anayasaya uygun olup olmadığıyla değil dinin temel ilkelerine uygunluğu üzerinden değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Başbakan Yardımcısı Fikri Işık, "Çünkü bu fetvalar kamu düzenine yönelik değil, bireylerle ilgili" dedi.
Başbakan Yardımcısı Fikri Işık, TBMM Genel Kurulunda, kendisine bağlı kuruluşların 2018 yılı bütçelerinin görüşmeleri sırasında milletvekillerinin sorularını yanıtladı.
Bir soru üzerine, Diyanetin konumunun iyi bilinmesi gerektiğini kaydeden Işık, şunları söyledi:

“Diyanet dini konularda fetvalar verir. Bunlar, insanlar için, kendi içlerinde kabul veya reddedeceği, özgür iradeleriyle uyup uymayacağı konusundaki kararlardır, bunun anayasal düzenle uzaktan yakından alakası yoktur. Türkiye’de bir Medeni Kanun var ve Medeni Kanun yürürlüktedir.
Diyanet İşleri Başkanlığının verdiği fetvalara biz ‘anayasaya uygun mu, değil mi?’ diye bakmayız, ‘Dinin temel hükümlerine uygun mu, değil mi?’ diye bakarız. Çünkü bu, Diyanet İşlerinin verdiği fetvalar, bireyin kendi özgür dini inanç alanındaki fetvalardır. Yoksa kamu düzenine yönelik, kamu düzenini ilgilendiren fetvaları Diyanet İşleri, Din İşleri Yüksek Kurulu vermiyor. Biraz bu noktada, sizin, özellikle Din İşleri Yüksek Kurulunun verdiği kararlara insanların hür iradeleriyle katılıp katılmama noktasındaki fetvalar gözüyle bakmanızı salık veririm.”

FİKRİ IŞIK: “EVLİLİK PROGRAMI KALMADI”

Şu anda televizyonlarda evlendirme programının bulunmadığını aktaran Işık, şunları söyledi:
“RTÜK bu konuda çok ciddi, kararlı bir duruş sergiledi ve bunun sonucunda şu anda evlendirme programı yok, diğer programlarla ilgili de yakın takip sürüyor. Sadece internet ortamında, internet televizyonlarında bu evlilik programlarının sürdürüldüğüne dair bir bilgi var, onunla ilgili de hukuki bir boşluk var, onun üzerinde de çalışmayı yapıyoruz.”

ERDOĞAN’A VERİLEN NİŞAN!

Başbakan Yardımcısı Işık, CHP’li bir milletvekilinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Başbakanlığı döneminde verilen “nişandan” bahsettiğini ifade ederek, şu değerlendirmede bulundu:
“Türkiye de AK Parti de Yahudilere düşman değildir, Yahudi aleyhtarlığı ya da antisemitizm yoktur. Bu milletin birer ferdi olan bizler nasıl 1492’de Yahudiler İspanya’dan çıkarıldığı zaman onlara kucak açtıysak, bugün de insan olarak Yahudilerin haklarını savunmak durumundayız. Bizim karşı olduğumuz İsrail’in zulmüdür, Filistinlilere yaptığı kabul edilemez, kötü muamele, işkence ve zulümdür. Arada önemli bir fark var. Bu farkı kavrayamazsak verdiğimiz mücadelenin anlamı tam olarak bilinemez.”
halktv.com

Cumhurbaşkanı Erdoğan katili affetti, mağdur ailesi isyan etti




Cumhurbaşkanı Erdoğan katili affetti, mağdur ailesi isyan etti

Celal Topkara’nın Erdoğan tarafından affedilmesinin sonra öldürülen İsmet Topkara’nın ailesi bir açıklama yaptı. Aile açıklamalarında af kararına tepki gösterdi.
Giresun’un Görele ilçesinin Köprübaşı beldesinin Önerli Mahallesi’nde 25 Ekim 2013’te meydana gelen olayda, Celal Topkara, arazi anlaşmazlığı nedeniyle tartıştığı yeğeni İsmet Topkara’yı (71) tabanca ile vurarak öldürmüştü. Olayın ardından kaçan Celal Topkara, 4 gün sonra jandarma ekipleri tarafından yakalanmıştı. Mahkemeye sevk edilen Topkara, tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.

Sürekli hastalanan ve 85 yaşına gelen Celal Topkara’nın tahliyesi için mahkemeye başvuran ailesinin talebi, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a iletildi. Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi’nden yapılan açıklamada, Topkara’nın cezasının Erdoğan tarafından kaldırıldığı bildirildi.

AİLEDEN TEPKİ

Celal Topkara’nın Erdoğan tarafından affedilmesinin sonra öldürülen İsmet Topkara’nın ailesi bir açıklama yaptı. Açıklamalarında af kararına tepki gösteren Topkara ailesi “Yargı tarafından ömür boyu hapse (ağırlaştırılmış müebbete) mahküm edilen Celal Topkara’nın affedilmesi bizi aile olarak bir kez daha mağdur etmiştir” denildi.

“SİYASİ GÖRÜŞÜNDEN DOLAYI AYRICALIKLI MIDIR”

Aile “Adaletin ve hukukun bozuk olduğu ve güvenilir olmadığı bir kez daha kanıtlanmıştır” dedikleri açıklamarında şu ifadeleri kullandı:
“Bu şahıs, Adli Tıp’ın şaibeli raporuyla şartlı salıverilmişti. Daha sonra yine şaibeli bir kararla cezası Cumhurbaşkanı tarafından affedildi. Türkiye Cumhuriyeti’nin cezaevlerinde binlerce mağdur, hasta hükümlü varken bu şahsa verilen ayrıcalıklı af neyin nesi oluyor? Bu şahıs birileri tarafından siyasi görüşünden dolayı ayrıcalıklı mıdır?”

“BUNUN ADALET VE HUKUK NERESİNDEDİR”
İsmet Topkara’nın ailesi açıklamalarını şöyle sürdürdü:

“Biz İsmet Topkara’nın ailesi olarak bu şahsın hasta olmadığına inanıyoruz. Cumhuriyet savcılığına bununla ilgili dilekçe sunmamıza rağmen bize hiçbir şekilde bilgi verilmedi. Bu katilin tekrar suç işlemeyeceğinin bir garantisi var mıdır? Bu kararı veren Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanı hiç empati yapıp aile olarak bizim mağduriyetimizi ve ruh halimizi düşünmüşler midir? Bunun adalet ve hukuk neresindedir? Bizim siyasi görüşümüz nedeniyle midir ya da başka nedir? Bu ayrıcalık bu katile verildi. Bu adaletin Türkiye Cumhuriyeti nezdinde sorgulanmasını istiyoruz.”


Çocuk yaşta evliliği tavsiye etti!..




Çocuk yaşta evliliği tavsiye etti!..

Hatay Müftüsü Hamdi Kavillioğlu, bir imam hatip lisesinde velilere hitaben yaptığı konuşmada kız çocuklarının ergenlik çağında (9-15 yaş arasında) evlendirilmesi gerektiğini savundu.

Hatay İl Müftüsü Hamdi Kavillioğlu, Narlıca Hz. Ayşe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi'nde velilere yönelik verdiği konferansta, İslam'a göre, çocukların anne ve babaları üzerinde bazı hakları olduğunu kaydederek, bunlardan birinin de çocuğun ergenlik çağına eriştiğinde babası tarafından evlendirilmesi olduğunu bildirdi. Kavillioğlu kız çocuklarının 9-15 yaş arsında evlendirilebileceğini savundu.Müftü Kavillioğlu, İslam'a göre çocukların anne ve babaları üzerinde, ‘Güzel bir isim koymak', ‘İyi bir eğitim ve terbiye vermek', ‘Çocuklara güzel davranmak' ve ‘Evlilik çağına geldiğinde evlendirmek' gibi bir takım hakları olduğunu söylediKavillioğlu, çocuğun evlilik çağı ile ilgili olarak, “Çocuğun, babası üzerindeki haklarından biri de, buluğ çağına erişince çocuğunu evlendirmesidir. Hem Kur'an-ı Kerim hem de Hz. Peygamber (s.a.v), gençlerin ve yetimlerin buluğ çağına erince evlendirilmelerini emretmektedir” açıklamasında bulundu. Buluğ çağı, İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre kızlarda 9-15, erkeklerde 12-15 yaşları arası olarak belirlenmiştir. Yalnız İmam-ı Azam Hazretleri, buluğ çağının sonu olarak kızlarda 17, erkeklerde ise 18 yaşını kabul eder” diyerek çocuk evliliklerine destek çıktı.


Hatay İl Müftüsü’nden skandal sözler





Hatay İl Müftüsü’nden skandal sözler

Hatay İl Müftüsü Hamdi Kavillioğlu, Narlıca Hz. Ayşe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde velilere yönelik verdiği konferansta, kız çocuklarının ergenlik çağında evlendirilmelerini istedi. Skandal açıklamada ' Buluğ çağı, İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre kızlarda 9-15, erkeklerde 12-15 yaşları arası olarak belirlenmiştir.' denildi.

Sözcü’nün haberine göre, Hatay İl Müftüsü Hamdi Kavillioğlu, Narlıca Hz. Ayşe Kız Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde velilere yönelik verdiği konferansta, İslam’a göre, çocukların anne ve babaları üzerinde bazı hakları olduğunu kaydederek, bunlardan birinin de çocuğun ergenlik çağına eriştiğinde babası tarafından evlendirilmesi olduğunu bildirdi. Kavillioğlu kız çocuklarının 9-15 yaş arsında evlendirilebileceğini savundu.
Müftü Kavillioğlu, İslam’a göre çocukların anne ve babaları üzerinde, ‘Güzel bir isim koymak’, ‘İyi bir eğitim ve terbiye vermek’, ‘Çocuklara güzel davranmak’ ve ‘Evlilik çağına geldiğinde evlendirmek’ gibi bir takım hakları olduğunu söyledi.
Kavillioğlu, çocuğun evlilik çağı ile ilgili olarak, “Çocuğun, babası üzerindeki haklarından biri de, buluğ çağına erişince çocuğunu evlendirmesidir. Hem Kur’an-ı Kerim hem de Hz. Peygamber (s.a.v), gençlerin ve yetimlerin buluğ çağına erince evlendirilmelerini emretmektedir” açıklamasında bulundu. Buluğ çağı, İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre kızlarda 9-15, erkeklerde 12-15 yaşları arası olarak belirlenmiştir. Yalnız İmam-ı Azam Hazretleri, buluğ çağının sonu olarak kızlarda 17, erkeklerde ise 18 yaşını kabul eder” diyerek çocuk evliliklerine destek çıktı.


Mustafa Tuna’dan rant açıklaması: Çikolatayı ya beraber yiyeceğiz ya da yemeyeceksin





Mustafa Tuna’dan rant açıklaması: Çikolatayı ya beraber yiyeceğiz ya da yemeyeceksin
Ankara'nın yeni Belediye Başkanı Mustafa Tuna, kişiye özel ranta izin vermeyeceklerini belirterek "Çikolatayı ya beraber yiyeceğiz ya da yemeyeceksin" ifadelerini kullandı.
Başkanlık koltuğundaki bir ayını değerlendiren Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Tuna, belediyenin mali durumundan Ankara’nın sanayi merkezi olmasına, Uluslararası Fuar Alanı’nın nereye yapılacağından Ankapark’ın geleceğine, Melih Gökçek döneminin değerlendirmesinden ulaşıma ve imar yönetmeliğinde yapmayı planladığı değişikliklere kadar pek çok konuda soruları yanıtladı.

Habertürk’e konuşan Tuna, Büyükşehirin gelirlerini artırıcı önlemler alacaklarını söyledi. Tuna, belediyenin borç durumuyla ilgili, “Bütçe açısından rahat olanını ben duymadım. Herkes sıkıntı yaşıyor. Biz de kasayı toparlamaya çalışıyoruz. İnşallah güzel şeyler olacak” dedi.

MUSTAFA TUNA: ANKAPARK İÇİN ELİMİZİ SIKAN YOK

Ankapark için yatırımcı arandığını yineleyen Tuna, temaparkın profesyoneller tarafından işletilmesi gerektiğini söyledi. “Şu anda elimizi sıkan birisi yok, bekliyoruz” diyen Tuna, şöyle devam etti:
“Burayla ilgili proje hazırlayacak birisini bekliyoruz. ‘Ankapark’ın tam kapasite çalıştığında 3 bin kişinin istihdam edilmesi gerekiyor’ diyorlar. İşi bilen profesyonel ekip tarafından yönetilmesi lazım”
“Yatırımcı bulunamaması durumunda Ankapark’ı belediye işletecek mi?” sorusuna Tuna, “Belediye nasıl işletsin?” cevabını verdi. Tuna şöyle devam etti:
“Talip çıkmayacağı yönünde karamsar düşünmemek lazım. Olur, inşallah. Bir inşaat yaparsın, daha bitmeden gelip ‘Satıyor musunuz?’ diye sorarlar. Burada da bir inşaat var ama gelip soran oldu mu? Ben görmedim.”

MUSTAFA TUNA: EKMEK PARASINA GİTMEK GİBİ BİR MEVZU DEĞİL, KEYFİ BİR DURUM

Yatırımcı adaylarının, belediye tarafından bir garanti ya da sübvansiyon istemesi durumunda bunu vatandaşa soracağını söyleyen Tuna, “Otobüsleri sübvanse ediyoruz. Çünkü sosyal bir iş, bizim birincil görevimiz. Burada da sübvanse edelim mi, etmeyelim mi? Sonuçta bu ekmek parasına gitmek gibi bir mevzu değil. Biraz daha keyfi bir durum” dedi.
Büyükşehir Belediyesi olarak yeni bir imar yönetmeliği hazırlığında olduklarını belirten Tuna, kamu ihtiyacı olmadıkça emsal artışı yapılmayacağını söyledi. Tuna, dikey mimari konusunu çikolata örneğiyle şöyle açıkladı:

MUSTAFA TUNA: ÇİKOLATAYI YA BERABER YİYECEĞİZ YA SEN DE YEMEYECEKSİN

“Hayatta çikolata yiyemem diyemezsin. Rejim yapan insan bile güzel bir çikolata gördüğünde yer. Ama her gün çikolata da yenmez, zarar verir. Her zaman, her yere yüksek bina da kenti bozar. Doğru ve uygun yerlere yapılmalı. Kentsel dönüşüm alanıdır, yüzlerce kişiyi ilgilendirir, o zaman olur. Ama, kişiye özel ranta izin veremeyiz. Etrafı dubleks binalar olan bir parsel var, ortada bir tane yüksek bina. Bu olmaz. Olursa ne olur? Cebinden çıkarıp çikolatayı yemiş, etrafındakiler de ona bakmış olur. Çikolatayı ya beraber yiyeceğiz ya sen de yemeyeceksin.”

MUSTAFA TUNA: FUAR ALANINA METRO GARANTİSİ

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yerinin değiştirilebileceğini ifade ettiği Ankara Uluslararası Fuar Alanı için Akyurt’tan tam anlamıyla vazgeçilmediğini söyleyen Tuna, şöyle devam etti:
“Ticaret erbabının en büyük endişesi, metro istasyonu olmaması. O konuda, tereddüt olmayacağını düşünüyorum. Orada bir metro durağı olacağını Başbakanımız Binali Yıldırım’dan duymaları için bir talebimiz var. Ben Sayın Başbakanımızla konuştuğumda ‘Fuar alanına metro bağlantısı veriyoruz’ dedi ama ticaret erbabı Başbakanımızdan duymak istiyor. Bizim de onunla ilgili bir toplantı talebimiz var.”

MUSTAFA TUNA: TEK SORUNUMUZ ATATÜRK ORMAN ÇİFTLİĞİ’NE AYLIK 3 MİLYON KİRA ÖDENMESİ

Mamak’a taşınması planlanan ancak açılan davalar sonucunda taşınma işlemi durdurulan AŞTİ ile ilgili de düşüncelerini açıklayan Tuna, şunları söyledi:
“AŞTİ’nin taşınması gibi bir şey düşünmedim. Bakım onarım gerekiyorsa yapılır ama oradan kalkmasını gerektirecek bir durum yok. Otobüs firmaları da oradan kalkmasını istemiyor. AŞTİ’yle ilgili büyükşehir olarak tek bir sorunumuz Atatürk Orman Çiftliği’ne (AOÇ) aylık 3 milyon kira ödememiz. AŞTİ’nin geliri 500-600 bin TL civarında. AOÇ’ye ödediğimiz kira ile otobüs seferlerini artırırım, suya indirim yaparım. Kira kanundan kaynaklanıyor. Bunu çözmek için de CHP’li ve MHP’li arkadaşlarla görüştük. Grup başkanlarına iletecekler. Kanun düzenlemesi gerekiyorsa yapılacak. AOÇ istiyorsa AŞTİ’nin gelirlerini de onlara verelim. Biz bir şey istemiyoruz, derdimiz vatandaşın işinin görülmesi.”

MUSTAFA TUNA: ANKARA’YA TURİST GETİRMEYE ÇALIŞIYORUZ

Ulus Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı Projesi ve bölgedeki Anafartalar, 100. Yıl ile Ulus çarşılarının yıkılması konusundaki görüşlerini açıklayan Tuna, “Bu benim mebusluk dönemimde başlayan bir proje. Çalışma süreci devam ediyor. Bir kişinin keyfiyle de olacak bir şey değil. O bölgenin turizm açısında daha iyi bir yer olması için yapılan bir çalışma. Ankara’ya turist getirmeye çalışıyoruz. Turist gelince nereye götüreceksin? Ulus’a, Kale’ye, Hacı Bayram’a ve Hamamönü gibi yerlere götüreceksin. Çayyolu’na Batıkent’e mi götüreceksin?” cevabını verdi.

MUSTAFA TUNA: ERYAMAN STADI BİTİNCE 19 MAYIS YIKILACAK

19 Mayıs Stadı’nın yıkılacak olmasın nedeniyle gündemde olan Eryaman Stadı’yla ilgili de açıklamada bulunan Tuna, “Eryaman’daki stadın inşaatı arsa karşılığı verilmiş, yani para problemi yok. Ödenekle ilgili bir sıkıntımız yok. İnşaat devam ediyor. Mümkün olan en kısa sürede stadın bitirilmesi için çalışıyoruz. Spor Bakanlığımız da 19 Mayıs’ın yıkımı için tamamlanmasını bekliyor” diye konuştu.

MUSTAFA TUNA: GÖKÇEK’E HERKES KARŞI ÇIKTI

Kendisinden önce 23.5 yıl Büyükşehir’i yöneten Melih Gökçek’in yaptığı yatırımlarda mahkeme süreçleriyle çok uğraştığını belirten Tuna, “İlk yıllarında yapılmayanı yapıyordu. Sosyal olarak örnek işler yaptı. Bu işleri yaparken de mahkeme süreçleriyle çok uğraştı. Bir şey yapacaksa herkes karşı çıktı. Ciddi bir yatırım yapmasına, sebeplerini detaylı olarak bilemem ama mahkemelerle hep engel olundu. Çok daha verimli çok daha kalıcı yatırımlar yapabilirdi” dedi.

MUSTAFA TUNA: HER TÜRLÜ GÖRÜŞ VE KANAATE AÇIĞIM

Tuna, “İnsanlar benimle aynı düşüncede olmak zorunda değil. Herkese adaletli davranınca ben huzurlu olurum. Her türlü görüş ve kanaate açığım. Netice de şehir hepimizin” diye konuştu.

PEŞKEŞLERİN ARDI KESİLMİYOR..!!Nakşibendi Tarikatı için özel imar düzenlemesi



Nakşibendi Tarikatı için özel imar düzenlemesi
PEŞKEŞLERİN ARDI KESİLMİYOR..!!

Nakşibendi Tarikatı için özel imar düzenlemesi

İstanbul Bağcılar’da Nakşibendi tarikatına bağlı Hulusi Efendi Vakfı’na ait arazinin imar durumu 'özelleştirildi. 
Sözcü’den Özlem Güvemli’nin haberine göre, Bağcılar Bağlar Mahallesi’ndeki 2 bin metrekarelik parsel 11 Mart 2016 tarihinde Es-Seyid Osman Hulusi Efendi Vakfı’nın mülkiyetine geçti. Daha önce Bağcılar Belediyesi’ne ait olan parsel, takas karşılığında vakfa verildi.

Parsel planlarda ‘Sosyal ve Kültürel Tesis Alanları’ olarak gözüküyordu. Vakıf, arazinin imarının ‘Özel Sosyal Kültürel Tesis Alanına alınması’ talebinde bulundu. Talep üzerine 13 Ocak 2017 tarihinde üst ölçekli plan İBB Meclisi’nde değiştirildi.
Plan için hazırlanan raporda İBB’nin kendi birimleri dikkat çekici uyarılarda bulunmuştu. Planlama Müdürlüğü ‘özel’ ibaresinin eklenmesinin kamu kullanımı yerine özel kullanıma olanak tanıyacağına dikkat çekmişti. 12 Aralık 2017 tarihinde de alt ölçekli plan İBB Meclisi’nde oy çokluğu ile kabul edilerek planlama süreci tamamlandı.
Karara tepki gösteren CHP’li Meclis Üyesi Hüseyin Sağ, “Kamu alanının özel alana alınmasını doğru bulmuyoruz. Bu vakıf size yakın olmasa kamu alanını özelleştirmezdiniz” dedi.

ERGENEKON KUMPASINDA GÜNDEME GELMİŞTİ

Ayrıcalıklı plan değişikliğinin yapıldığı Hulusi Efendi Vakfı, Nakşibendi tarikatına bağlı. Vakıf 1990’lı yıllarda Malatya Darende’de fakülte yaptırmak için halktan topladığı bağışlar ile gündeme gelmişti. Bu konu Ergenekon sürecinde de tartışıldı.
Çünkü Ergenekon soruşturması kapsamında tutuklanan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu, 2000-2008 ara­sı İnö­nü Üni­versi­te­si’n­de rek­tör­lük yap­mıştı. Hilmioğlu, rektörlüğü döneminde Es-Se­yid Os­man Hu­lu­si Efen­di’nin mü­rit­le­ri­ne kar­şı mü­ca­de­le ver­mişti.
“Şey­hin fa­kül­te­si­” denilen Ma­lat­ya Da­ren­de İla­hi­yat Fa­kül­te­si’nde görevli al­tı öğ­retim ele­ma­nı, fa­kül­te de­kan­la­rı­nı YÖ­K’­e şi­kâ­yet et­miş­ti. Şikayette “De­kan Sü­ley­man Top­rak, il­çe­de­ki Nak­şi­ben­di Şeyh Os­man Hu­lu­si Efen­di ta­ri­ka­tıy­la ir­ti­bat kur­ma­mı­zı em­ret­ti.
Ken­di­si, bu ta­ri­ka­tın der­ga­hı­na uğ­ra­ma­dan fa­kül­te­ye gel­mi­yor” deniliyordu. YÖK tarafından hazırlanan ra­por­da, ta­ri­ka­tı­nın Es-Se­yid Os­man Hu­lu­si Efen­di Vak­fı ara­cı­lı­ğıy­la ba­ğış top­la­dı­ğı, ba­ğış­la­rın fa­kül­te ye­ri­ne vak­fa ak­ta­rıl­dı­ğı be­lir­ti­li­yor­du.
Hil­mi­oğ­lu, 1993’te açı­lan fa­kül­te­yi 2001’de ka­pat­tı. Hilmioğlu, Ergenekon soruşturması sırasında fakülteyi kapatması nedeniyle suçlanmıştı. Her dönem dokunulmazlığı bulunan vakıfın kurucusu Şeyh Osman Hulusi, Kenan Evren tarafından 20. Yüzyılın filozofu ilan edilmişti.

Çalıştığı ortaokulda 6 kız öğrenciyi taciz ettiği iddiasıyla tutuklandı





Çalıştığı ortaokulda 6 kız öğrenciyi taciz ettiği iddiasıyla tutuklandı
Levent'te bir ortaokulda tekniker olarak çalışan M.T.Y.(33), 6 kız öğrenciye cinsel tacizde bulunduğu iddasıyla gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.
Şüphelinin, yaşları 11 ile 13 arasında değişen kız öğrencilerin bazılarını sözle ve elle, birini ise sınıfta öperek taciz ettiği iddia edildi. Levent’te bir ortaokulda yaşanan taciz skandalı, bazı öğrencilerin ısrarla okula gitmek istememesi üzerine ortaya çıktı.
ÖNCE OKUL YÖNETİMİ ŞÜPHELENDİ

Okul yönetimi tarafından şüpheli bulunan durumla ilgili başlatılan idari soruşturmada, ilk aşamada okulda rehberlik hizmeti verildi. Rehber öğretmenler bu öğrencilerle konuşarak durumu tespit etmeye çalıştı ancak bu aşamada öğrenciler başlarına geleni anlatmadı.

KIZLARDAN BİRİ AİLESİNE ANLATINCA ORTAYA ÇIKTI

Daha sonra bir kız öğrencinin durumu ailesine anlatarak okulda teknik eleman olarak çalışan bir kişinin tacizine uğradığını söylemesi üzerine soruşturmanın seyri değişti. Ortaokul müdürünün tek tek yeniden konuştuğu bazı öğrenciler tacizi doğruladı ve daha önceden korktukları için bir şey söylemedikleri belirlendi.

POLİS GÖZALTINA ALDI

Bu gelişme üzerine polise bilgi verildi ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü tarafından soruşturma başlatıldı. Deneyimli dedektifler psikologlar eşliğinde çocukların bir kez daha ifadesini aldı. Çocuklar, M.T.Y.’nin yalnız kaldıklarında kendilerine sözlü tacizde bulunduğunu, okuldaki odasına sokmaya çalıştığını söylerken, bir öğrenci ise şüphelinin sınıfta kendisini öptüğünü söyledi. Aynı okuldan 6 kız öğrenci, şüpheli M.T.Y.’den şikayetçi oldu. Bunun üzerine harekete geçen ekipler M.T.Y.’yi okulda gözaltına aldı. Şüphelinin, suçlamaları kabul etmediği öğrenildi.
Çocuk Şube Müdürlüğünde işlemleri tamamlanan M.T.Y, çıkarıldığı Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde tutuklanarak cezaevine gönderildi.
DHA

AKP’li Belediye Başkanları adam kaçırıp silahla sorguya çektiler!





AKP’li Belediye Başkanları adam kaçırıp silahla sorguya çektiler!

AKP Genel Merkezine iletilen iddiaya göre Yunusemre Belediye Başkanı Mehmet Çerçi ve Saruhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Yaralı, Suat Diktaş’ı silah zoruyla kaçırttılar ve daha sonra iki saat sorguya çekti.
AKP’de “Adam kaçırma skandalı” ortaya çıktı. Manisa’nın Saruhanlı Belediyesi Kırsal Hizmetler Müdürü Suat Diktaş, AKP’li Yunusemre ve Saruhanlı ilçe belediye başkanları tarafından silah zoruyla kaçırılıp, iki saat sorguya çekildi. Diktaş, başından geçenleri AKP Yerel Yönetimler Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erol Kaya’ya gönderdiği mektupta anlattı.

Sözcü’den Veli Toprak’ın haberine göre mektupta, olay detaylarıyla yer aldı. Diktaş, CHP’li milletvekilleri ve belediye başkan yardımcılarıyla ilgili sorguya çekildiğini söyledi. Diktaş, “Görüştüğüm parti büyükleri ‘Bekle, hiçbir şey yapma’ dedi. Genel merkezin vereceği kararı bekliyorum” ifadelerini kullandı. Diktaş olayı şöyle anlattı:

AKP’Lİ BELEDİYE BAŞKANLARI: SEN KİMLERİN ADAMISIN?

“30 Ekim 2017 günü saat 11.00 civarında Yunusemre Belediyesi’ne ait kreşe gittiğim esnada Belediye Başkanı Mehmet Çerçi de geldi. Beni takip eden Mehmet Öcal ve gri takım elbiseli bir şahıs, ayrıca silahını gördüğüm koruma Volkan tarafından aracımın önü kesilerek araçtan indirildim. ‘Mehmet Çerçi sizi çağırıyor’ dediler. 10-15 kişiden oluşan silahlı adamlarıyla beni kreşin yanında kameraların olmadığı alana götürdüler. Sonra ‘Saruhanlı Belediye Başkanı Hüseyin Yaralı’yı arayın o da gelsin’ diye talimat verdi. Beni Yunusemre Belediyesi’ne ait OSB’de bir binaya götürdüler. İki belediye başkanı iki saat savcı gibi ifademi baskıyla aldı. Belediye Başkan Yardımcısı Kılıç Kaya için ‘Rüşvet alıyor mu?’ diye sordular. ‘Ankara, İstanbul’a evrak göndermişsin, Özgür Özel ve danışmanıyla görüşmüşsün. MİT misin, Ankara’da kimlerin adamısın?’ gibi sorular sordular. Sonra Milletvekilimiz Metin Külünk, vali ve emniyet müdürünü arayıp kaçırıldığımı söylemiş. Polis tarafından emniyete götürüldüm.”
Mektupta adı geçen AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk de ‘üzüntülü’ olduğunu belirtti ve “Mektup Erol Kaya beyin önünde duruyor” demekle yetindi.
http://halktv.com.tr/akpli-belediye-baskanlari-adam-kacirip-silahla-sorguya-cektiler-264054

Sapıkca bir skandal daha



Ensar vakfı ile ilgili görsel sonucu

Sapıkca bir skandal daha

Bakanlık ve AKP'li belediye adı sık sık çocuk istimarı ile gündeme gelen Ensar Vakfı'nın hizmetinde

Karaman'da 40'a yakın erkek çocuğun cinsel istismara uğradığı, Türkiye'nin birçok yerinde de cinsel taciz ve tecavüz ile suçlanan Ensar Vakfı'na Kültür Bakanlığı ve AKP'li Küçükçekmece Belediyesi sponsor oldu. 

Adının geçtiği cinsel istismar skandallarında koruma altına alınan Ensar Vakfı, AKP'li belediyelerin ve bakanlıkların desteğini alarak etkinlikler düzenliyor. 
Bunun son örneği İstanbul'un Küçükçekmece İlçesi'nde yaşandı.
Ensar isimli gerici vakıf, Kültür Bakanlığı ve AKP'li Küçükçekmece Belediyesi'nin sponsorluğunda "çocuk tiyatrosu" düzenliyor.
Etkinliğin görsellerinde üç kurumun da ismi yer alırken, çocuklar için düzenlenen oyunun adı da dikkat çekti: "Dürüstlük hazinedir (En büyük değer)"